Adalet Ve Kalkınma Partisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Adalet Ve Kalkınma Partisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ocak 2014 Pazartesi

YOLSUZLUK İDDİALARI SEÇİM KAYBETTİRİR Mİ


Son yıllarda siyasal iletişim araştırmaları arasına giren “yolsuzluk” konusu özellikle “yolsuzluğun seçmen üzerinde etkisi” konusu  sadece gelişmekte olan ülkelerde değil, tüm Avrupa Birliği üye ülkeleri ve ABD’de de yoğun ilgi görüyor.
Yolsuzluk davalarının seçmen gözünde değeri nedir? Başka bir ifadeyle seçmenin yolsuzluk iddialarına karışan siyasetçiye veya siyasal partiye karşı tavrı ne oluyor?Yolsuzluk iddiaları seçim kaybettiriyor mu?
Yapılan araştırmalar, yolsuzluk iddialarının oy verme tercihi üzerinde etkili olduğunu ama belli bir boyutun üzerine geçemediğini gösteriyor.Seçmen tercihinin %6 ila %11 arasında değişebileceğini gösteren araştırmalar çeşitli etkenlere bağlı olarak bu oranın düşebildiğini veya nadiren de olsa yükselebileceğini öngörüyorlar.


Örneğin, Rennó, L. R’nin n araştırmasına göre 2006 Brezilya Başkanlık seçimleri öncesi ortaya çıkan yolsuzluk skandallarının çok az etkisi olmuş. Rivero, G. & Fernández-Vázquez, P.’nin analizlerine göre aynı şekilde İspanya’da, Peters, J., & Welch, S.’in araştırmalarına göre de Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisi’nde adaylar yolsuzluk iddiaları sonrasında seçilmeyi başarabilmişler. Yapılan araştırma 1968 ve 1990 yılları arasında görevde adları yolsuzluk iddialarına karışan adayların %60’ının tekrar seçilebilmeyi başardığını gösteriyor. Aynı durum, siyasi dürüstlük kültürü ile ön planda olan Japonya’da da gözlemlenebiliyor.Reed S.R’nin araştırmalarına gore, 1947-1993 yılları arasında adı yolsuzluk iddialarına karışan Japon meclis üyelerinin tekrar seçilme oranı %62.
Araştırmalar seçmenin yolsuzluk karşısında davranış ve tutumlarının, hem mikro hem de makro düzeyde değişkenlerden etkilendiğini gösteriyor. Yani seçmenin tutumu yolsuzluk skandalının boyutları, ekonomik veriler, yolsuzluk yapılan kurumların performansı hatta siyasi kültür gibi değişkenlere bağlı olabildiği gibi seçmenlerin profili, demografik özellikleri, vs. gibi daha mikro boyutlu boyutlu değişkenler geliştirilen tutum üzerinde son derece etkili olabiliyor.
ü  Yolsuzluğun Kampanyada Etkili Bir Söylem Olabilmesinin Temel Koşullarından Biri: Ekonomik Kriz!
Araştırmacılar karmaşık bir konu olmasına rağmen ortalama bir seçmen için ekonomik performansı değerlendirmek politikacının ahlaki davranışlarını değerlendirmekten daha kolay olduğu görüşünde hem fikirler. Yapılan araştırmalar seçim döneminde var olan ekonomik durumun seçmenin yolsuzlukla ilgili algı ve tutumları üzerinde doğrudan etkisi olduğunu gösteriyor. Buna göre, seçmenler ekonomik durumun iyi olduğu zamanlarda yolsuzluğu gözardı etmeyi tercih edebilirken, ekonomik konjonktürün kötü olduğu durumlarda ise varolan hükümeti cezalandırma güdüsü daha çok ortaya çıkabiliyor.
Seçmenin yolsuzluğa tepki vermesinin temel nedeni bu davranışı kötü olarak algılıyor olması değil, kendi ekonomik çıkarlarında bozulma olması.
Seçmenin, yolsuzluğun ahlaki boyutundan çok kendini etkileyen ekonomik boyutu ile ilgilendiğini söyleyebiliyoruz. Bu durumda popülist söylemlere daha açık olan seçmen tepki oyları verebiliyor. Oysa ekonominin hızla büyüdüğü, seçmenlerin hayat standartlarında genel iyileşme olduğu dönemlerde ise, seçmenler yolsuzluk konusunda daha duyarsız olabiliyorlar. Sonuç olarak yolsuzluğun kampanyada etkili olabilmesinin temel şartlarından biri ekonomik kriz dönemi olması.
ü  Medya yolsuzluğu gündemde tuttuğu müddetçe yolsuzluk etkili bir söylem olabiliyor.
Araştırmalar bize yolsuzluk haberlerinin gündeme taşındığı ölçüde önem kazandığını gösteriyor. Haber alma süresi kısaldıkça ve haber alma kaynaklarının güven kaybetmesi durumunda ise seçmenin yolsuzluk konusuna duyarlılığı azalıyor ve görevdeki hükümetin baskın  propagandasına açık hale geliyor.
Elena Costas-Pérez, Albert Solé-Ollé, Pilar Sorribas-Navarro’nun 1996- 2009 yılları arasında İspanya yerel seçimlerini üzerine yaptığı araştırmaya göre yolsuzluk iddiaları mahkeme sürecine girer ve medya gündemini yoğun bir şekilde meşgul ederse, iddialara karışan adayların oy kaybı %14’lere kadar çıkabilirken, mahkeme aşamasına girmeyen veya medya gündemine taşınmayan iddialar ise oy verme kaybında büyük bir etken olmadığını saptamışlar.
ü  Yolsuzluğu anlamada bireysel faktörler önemli

Seçmenin siyasetçisi ödüllendirme veya cezalandırma isteği sadece çevresel veya makro faktörlere bağlı değil. Oy verme bireysel bir seçimdir ve bu nedenle birçok bireysel etkenleri de içerir. Bireylerin belli olayları, durumları algılama, yorumlama ve  tepki verme şekilleri de yine birçok bireysel özelliklerine bağlı olarak gelişiyor. Araştırmalar da bize bireylerin yaş, cinsiyet, eğitim, meslek, sosyo-ekonomik seviye, sosyal güven vs. gibi özelliklerinin hepsi yolsuzluğu algılamada etken olabildiğini gösteriyor. Örneğin büyük metropollerde yaşayan bireylerin, küçük kentlerde yaşayanlara göre yolsuzluğu çok farklı algılayabildiklerini ve iki grubun birbirinden çok farklı tepkiler verebildiğini görüyoruz.
Temel Bireysel Faktör: Eğitim
Araştırmacılar yolsuzluğun çoğu zaman kompleks ilişkiler ağı olarak seçmenin karşısına çıktığı için bu ağı çözmenin, sorumlularını belirlemenin ve cezalandırma kararı vermenin belli bir eğitim seviyesinden sonra daha kolay olduğuna dikkat çekiyorlar.
McCann J.A ve Domínguez J.I’in Meksika ile ilgili yaptığı araştırma bize eğitim seviyesi ile yolsuzluğu algılama farklılıkları arasında ayırımı net bir şekilde ortaya koyuyor ve eğitim seviyesi yükseldikçe yolsuzluğun önem kazandığını gösteriyor. Aynı şekilde Pérez Díaz V.’nin İspanya örneğinde de eğitimli, şehirli seçmenin yolsuzluk karşısında duyarlılıklarının artığını gösteriyor.
Bu anlamda bazı araştırmacılar eğitim seviyesi yüksek seçmenlerin siyaset konusunda daha bilgili olduğunu yolsuzluk konusunda daha az toleranslı olmalarını da bilgi seviyelerine bağlıyorlar.
İş, meslek ve işsizlik
Araştırmalar iş, meslek, özellikle işsizlik gibi kriterlerin yolsuzluk algısında büyük değişkenler olarak rol oynadıklarını gösteriyor ve yolsuzluğun özellikle işsizliğin arttığı dönemde etkili bir söylem olarak kullanılabileceğini görebiliyoruz.
Kadın ve yolsuzluk
Cinsiyet de yolsuzluğa karşı toleransı belirleyen bir factor olarak karşımıza çıkıyor.Birçok araştırma bize parlementoda ve iş hayatında var olan kadın sayısı ile yolsuzluğa tolerans arasında bir bağ olduğunu ve bu rakam artıkça, tolerans seviyesinin azaldığını gösteriyor.

ü  Seçmen yolsuzluk yapan siyasetçi karşısında hangi durumlarda duyarsız kalabiliyor?
Siyasetçinin yanlış yaptığına dair güvenilir, doğrulanmış bilgi olmaması durumunda seçmen duyarsızlaşabiliyor.
Resmi makamlar yolsuzluk hakkında soruşturma başlattığı, yürüttüğü ölçüde yolsuzluk inandırıcılığını koruyor.
Yolsuzluk iddialarına karışan siyasetçi hakkında bilgi kirliliği bulunması ve seçmenin haber alma kaynaklarının kısıtlı olması durumunda duyarsızlığı artabiliyor. Bunun için Feraz C., Finan F.’ninBrezilya araştırmasını örnek olarak gösterilebilir. 2003 yılında Brezilya hükümeti yolsuzluğu önleme programı ilan ediyor ve program gereğince rastgele seçilmiş bazı belediyelere denetimler yapılıyor. Denetim neticeleribazı şehirlerde resmi olarak ilan ediliyor, bir kısmında edilmiyor. Yolsuzluğa karışan belediye başkanlarının yolsuzluğu resmi olarak ilan edilen şehirlerde oylarının %7 düştüğü gözlemlenirken, resmi olarak ilan edilmeyen şehirlerde ise belediye başkanının yolsuzluğa karıştığı bilinse bile oy oranlarında çok etkisi olmadığı gözlemleniyor. Denetim sonuçlarının yerel radyoda yayınlandığı şehirlerde oy oranı daha da çok düşüyor.

Aday ne yaparsa yapsın siyasi partiye duyulan bağlılık.
Partililerin yolsuzluk karşısında kendi siyasi parti üyelerine daha toleranslı olduğunu gösteriyor. Buna göre partiye duyulan ideolojik bağlılık, seçmenin tüm olan biteni kendi siyasi aidiyeti içinde görmesine ve bu nedenle yaşanan olumsuzlukları bir şekilde gözardı etmesine neden oluyor. Yapılan araştırmalar kendi ideolojik inancını paylaştığı aday yolsuluklara karışmış olsa dahi seçmen gözünde kendi ideolojik inançlarını paylaşmayan ama “temiz” adaydan daha değerli olabiliyor. Bu davranış şeklinin daha çok ideolojik oy veren seçmeni kapsadığını söylemekte yarar var.
Bir şekilde kendilerinin de kayırmacı kamusal imkanlardan, hizmetlerden faydalanabileceğini düşünenler.
Araştırmaların ilginç yanlarından biri seçmenlerin yolsuzluğu kınamalarına ragmen eğer kendilerine veya yakın çevrelerine (aile-arkadaş) bir fayda sağlıyor veya hayat kalitelerinde genel anlamda bir iyileşme sağlıyor ise tolerans gösteriyor olmaları.Latin Amerika üzerine yapılan çalışmaların bir çoğu bu maddenin doğruluğunu gösteriyor.Özellikle kliantalist ilişkilerin ve ağların hakim olduğu siyasi kültürlerde bu anlayış geniş yer buluyor.
Rouba mas faz” yani “Çalıyor ama iş yapıyor” sendromu.
Seçmenlerin bir kısmı içinönemli olan tek faktör kendi ihtiyaçların yerine getirilmesidir. Dolayısıyla şeffaflık ve hatta yasallık gibi başka etik değerlerle çok da ilgilenmezler.Siyasetçilerin ve siyasi partilerin yaptıkları ve başarıları/başarısızlıkları ile değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorlar. Dolayısı ile yolsuzluk gibi etik değerleri siyasi bir değerlendirme içine sokma ihtiyacı hissetmiyorlar. Kısaca, araştırmaların bir kısmı bize özellikle yerel yöneticilerin aslında ideolojik yanlarından çok bir çeşit aracı gibi algılandığını gösteriyor. Bu algıya göre de en çok iş yapabilecek, en çok fayda sağlayabilecek aday tercih ediliyor.
Güç ile yolsuzluğun bir arada varolduğuna inanılması.
Bir şekilde zaten tüm siyasetçilerin yolsuzluğun bir parçası olduğu düşünüldüğü için, yolsuzluğu ortaya çıkan siyasetçiyi ekstradan cezalandırma isteği duyulmuyor.

ü  Bekleyen Tehlike: Seçime Katılım Oranının Düşme Riski !
Yolsuzluk iddialarının yoğun olarak gündemde olduğu dönemlerde oy verme oranında düşüş olduğu da, araştırmalarda çıkan sonuçlar arasında. Araştırmacılara göre bunun 2 temel nedeni var: Birincisi siyasetçilere olan güvenin düşmesi seçmende bazen genel bir güvensizlik duygusu yaratıyor ve bu duygu ile seçmenler oy verme motivasyonunu kaybediyorlar. İkinci neden ise yolsuzluk iddialarının olduğu ülkelerde ekonomik ve siyasi krizin de iddiaların hemen akabinde gelmesi ve kriz ortamının seçmenlerin oy verme motivasyonunu düşürerek seçime katılma oranını düşürüyor olması. Birçok Latin Amerika ülkesi ve Afrika ülkelerinde de bu durumu gözlemlemek mümkündür.
ü  Söylemlerin “yolsuzluk” iddialarından çıkarak genel “Hukuk Devleti” eleştirilerine girilmesi .Hukuk devletine, adalete karşı duyulan genel güvenin zayıflaması yolsuzluğa karşı da duyarsızlığı geliştiriyor
Araştırmalar hukuğa, hukuk devletine güvenin zayıflamasının iddialara maruz kalan aday hakkındaki iddialara da güvenin azalmasına neden oluyor ve böylece “yolsuzluk” davası genel güven yitirmesi içerisinde inandırıcılığını kaybediyor.

Sonuç olarak yolsuzluk basit bir problem değil, doğrudan ve dolaylı olarak seçim dönemini derinden etkileyen karmaşık bir fenomendir. Araştırmacılar insanların yolsuzluk hakkında konuştuklarını ama aslında anlamı üzerinde tam da bir fikir birliğine varılmadığını düşünüyorlar. Sonuç olarak çizgilerini tam olarak çizemediğiniz ve içeriği üzerinde tam bir mutabakata varılamayan bir konu olması karmaşıklığını daha da artırıyor. Parlementer rejim sisteminde seçmenlerin yolsuzluk iddialarını Başkanlık Sisteminin geçerli olduğu ülke seçmenine göre çok önemsediğini, hatta yerel, bölgesel seçimlerde yolsuzluk skandalının genel seçimlere oranla daha da fazla önemsendiğini biliyoruz.
Bu nedenle, bu dönemden karlı veya az zararlı çıkmak isteyen siyasilerin veya siyasi partilerin de bu karmaşık süreci doğru yönetebilecek stratejileri doğru kurgulaması ve kampanyasına bu süreci doğru bir şekilde yansıtabilmesi gerekiyor.
Araştırma sonuçlarına göre yolsuzluk iddialarına karışan siyasetçi karşısında kazanabilmek için seçmenin dikkati çekilmeli, farkındalık yaratılmalı, çözüm üreten değerlendirmeler yapılmalı, sorumluluk alınmalı ve mutlaka doğru alternatif sunulması gerekiyor.

Araştırmalardan yararlanılan makaleler:
Ferraz, C., & Finan, F. (2008). Exposing corrupt politicians: the effects of Brazil’s publicly released 
audits on electoral outcomes. Quarterly Journal of Economics, 123(2), 703–745.
Peters, J., & Welch, S. (1980). The effects of charges of corruption on voting behavior in congres
sional elections. American Political Science Review, 74(3), 697–708.
Rivero, G. & Fernández-Vázquez, P. (2011). Las consecuencias electorales de los escándalos de corrupción municipal, 2003–2007.
Welch, S., & Hibbing, J. (1997). The effects of charges of corruption on voting behavior in congressional elections, 1982–1990. The Journal of Politics, 59(1), 226–239.
Persson, T., Tabellini, G., & Trebbi, F. (2003). Electoral rules and corruption. Journal of the European 
Economic Association, 1, 958–989.
Pharr, S. (1999). Are citizens lax or cynical?—corruption tolerance and one-party dominance. Paper prepared for the conference Political Corruption and Parties organised by Della Porta & Heidenheimer with the collaboration of the Robert Schuman Centre, European University Institute, Florence, 18–20
Pujas, V. (2006). Understanding the wave of scandals in contemporary Western Europe. In Garrard & 
Newell (Eds.), Scandals in past and contemporary politics (pp. 30–45). Manchester: Manchester 
University Press.
Rallings, C., & Thrasher, M. (2005). Not all ‘Second-order’ Contests are the same: turnout and party 
choice at the concurrent 2004 local and European parliament elections in England. British Journal of 
Politics and International Relations, 7, 584–597.
Redlawsk, D. P. & McCann, J. A. (2002). How voters see political corruption: Definitions and beliefs, 
causes and consequences. Paper prepared for delivery at the annual meeting of the Southwestern Political Science Association, New Orleans, LA, March 28–30, 2002. Available online: http:// www.rci.rutgers.edu/!redlawsk/papers/polcorruption.pdf.
Reed, S. R. (1999). Punishing corruption: The response of the Japanese electorate to scandals. In O. Feldman (Ed.), Political psychology in Japan. Commark: Nova.
Rennó, L. R. (2008). Rewarding the corrupt? Reelection and scandal involvement in the Brazilian 2006 legislative elections. Colombia Internacional, 68, 98–106.
McCann, J. A., & Domínguez, J. I. (1998). Mexicans react to electoral fraud and political corruption: an assessment of public opinion and voting behavior. Electoral Studies, 17, 483–503.
Pérez Díaz, V. (1996). España puesta a prueba. Madrid: Alianza.
Elena Costas-Pérez, Albert Solé-Ollé, Pilar Sorribas-Navarro. Corruption scandals, voter information, and accountability. European Journal of Political Economy 28 (2012) 469–484
Kunicova, J., & Rose-Ackerman, S. (2005). Electoral rules and constitutional structures as constraints on corruption. British Journal of Political Science, 35(4), 573–606.
Manzetti, L., & Wilson, C. (2007). Why do corrupt governments maintain public support? Compar- ative Political Studies, 40(8), 949–970.
Zechmeister, E. & Zizumbo-Colunga, D. (2012). The varying political toll of corruption in good 
versus bad economic times. Paper presented at the LASA conference.
Jiménez, F., & Caínzos, M. (2006). How far and why do corruption scandals cost votes? In J. Garrard 
& J. L. Newell (Eds.), Scandals in past and contemporary politics (pp. 194–212). Manchester: 
Manchester University Press
Chang, E. & Kerr, N. (2009). Do voters have different attitudes toward corruption? The sources and implications of popular perceptions and tolerance of political corruption. Paper delivered at the Annual Meeting of The American Political Science Association, Toronto, September 3–6.
Anduiza, E., Gallego, A. & Muñoz, J. (2012). Turning a blind eye: experimental evidence of partisan bias in attitudes towards corruption. Comparative Political Studies. doi:10.1177/0010414013489081. Published

Maravall, J. M., & Fraile, M. (2001). The politics of unemployment: The Spanish experience in comparative perspective. In N. G. Bermeo (Ed.), Unemployment in the new Europe (pp. 291–328). Cambridge: Cambridge University Press.

Rundquist, B., Storm, G., & Peters, J. (1977). Corrupt politicians and their electoral support: some 
experimental observations. American Political Science Review, 71, 954–963.

25 Mart 2013 Pazartesi

YİNE YENİ YENİDEN: SEÇİM SLOGAN VE STRATEJİLERİ

Seçim sloganları belirli bir dönemi yansıtır mı? Yoksa, siyasi partiler konjonktür gereği daha önce kullanılmış sloganlardan yararlanabilirler mi? Türkiye’de seçim dönemlerinde eski sloganların, daha önce denenmiş seçim stratejilerinin tekrarını görmek çok yabancısı olmadığımız bir uygulama. 

Siyasal iletişim tarihimizin ilk profesyonel seçim kampanyası 1977 genel seçimlerinde yapıldı. İlk kez bu seçimlerde siyasi bir parti seçim kampanyasını profesyonel olarak yürütmesi için bir reklâm ajansı ile anlaşmıştı. Sözü geçen parti Adalet Partisi (AP), ajans Cenajans idi. 1977 seçimlerinin galibi CHP olsa bile, o dönem AP için hazırlanan bu ilk profesyonel seçim kampanyası siyasal iletişim tarihimizi öylesine etkilemiştir ki, o dönem kullanılan bir takım stratejiler günümüzde de seçim kampanyalarında aynen tekrarlanmaktadır. Siyasi partilerin 2007 seçim kampanyaları, bize merkez sağ partilerin eski seçim kampanyalarına bir yolculuk yaşatmaktaydı. Özellikle AKP’nin 2007 seçim kampanyasında kullandığı bir takım stratejiler, bu kampanyaları net bir şekilde hatırlatıyordu.

 Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Merkez Sağ Mirasına Sahip Çıkma Eğilimi


2007 yılında daha seçim kampanyası başlamadan, AKP’nin Demokrat Parti geleneğine ve mirasına sahip çıkmaya çalıştığını gözlemlemek mümkündü. 2007 Cumhurbaşkanlığı krizinde Abdullah Gül’ün 6 Mayıs saat 18h00’de Cumhurbaşkanlığı adaylığından çekilirken yaptığı basın açıklamasını “Söz Milletin sözleriyle bitirmesi, 1950 seçimlerinde Demokrat Partinin kullandığı tarihi Yeter Söz Milletindir sloganını hatırlattı. Daha sonrasında Tayyip Erdoğan’ın da 16 Mayıs 2007’de grup toplantısında yaptığı konuşmasında Menderes örneğini hatırlatarak “Önce yeter, söz milletin süreci başlamıştı, şimdi de yeter, karar milletin diyoruz”[1] demesi, sloganın açıkça kullanıldığının bir deklarasyonuydu. 

AKP bununla da sınırlı kalmamış, kampanya döneminde  “Milletin Adamları” reklâm afişinde de “Onlar Atatürk’le perçinleşen millet sevgisinin simge isimleri. Onlar bu toprağın sesi, vicdanı, atılım ruhu. Onların yüreğinde millet, milletin yüreğinde onlar. Onlar; milletin adamları” metniyle beraber Tayyip Erdoğan’ın portre fotoğrafı Menderes ve Özal ile beraber kullanılmış, böylece Tayyip Erdoğan’ı merkez sağın efsane liderleriyle de özdeşleştirmeye çalışılarak yine bu mirasa sahip çıkılmaya çalışılmıştı.

Demokrat Parti sloganına sahip çıkan ilk parti AKP değildi aslında. Adalet ve Kalkınma Partisi bu sloganı kullanmadan seneler önce, 1999 Genel Seçimlerinde, Doğru Yol Partisi de “Yeter! Hak Milletin!” sloganıyla seçmen karşısına çıkmış ve Demokrat Parti geleneğine gönderme yapmıştı. İki kampanya arasında ortak nokta sadece benzer slogana gönderme yapmaları değil, aynı zamanda her iki kampanyanın da Erol Olçak’ın yönetimindeki Arter Ajans tarafından hazırlanmış olmasıydı.


Adalet ve Kalkınma Partisi Adalet Partisi Stratejisini mi Tekrarlıyor?


Atatürk ile özdeşleşmiş CHP karşısına, CHP’nin bu silahını kırabilmek için, aynı referansa gönderme yapan bir seçim afişi hazırlamıştı Adalet Partisi. “Milletin Efendisine Böyle Hizmet Edilir” sloganıyla başlayan seçim afişi, Adalet Partisi döneminde uygulanan köy ve tarım politikalarıyla köylüye sağlanan kolaylıklardan bahsediyor, afişin alt kısmında, AP ambleminin hemen altında da, koyu harflerle yazılan  “Milletin Efendisinin Hizmetinde” sloganı ile de Mustafa Kemal Atatürk’ün “Köylü Milletin Efendisidir” sözüne gönderme yapıyordu. Yapılan bu gönderme ile Adalet Partisi hem bu bilinen sözün popülaritesinden yararlanmış, hem de aynı izde olduğu izlenimini vererek Atatürk’ü CHP tekelinden çıkartmaya çalışmıştır.


2007 seçim kampanyası süresinde reklâmlarında Atatürk’e açıkça referans veren tek parti Adalet ve Kalkınma Partisi’dir. Sadece “Milletin Adamları” reklâmında Atatürk’ü referans olarak kullanmakla kalmıyor, “Türkiye Tek Millet Tek Bayrak, Tek Vatan Tek Devlet” reklâmında da “Atatürk aziz milletimizin her ferdini, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı temelinde birleştirmiştir… Atatürk ilkelerini ve Cumhuriyetimizin değerlerini her türlü gündelik siyasi tartışmanın üzerinde tutarak; ayrıştıran değil birleştiren, milletimizin bütün fertlerini kucaklayan bir mutabakat zemini haline getirmek için çalışıyoruz”  diyerek tıpkı Adalet Partisi'nde olduğu gibi Atatürk’ün mirasına sahip çıktığını göstermeye çalışmış böylece Atatürk CHP tekelinden de çıkarmaya çalışmıştır.
Bunun yani sira, Adalet ve Kalkınma Partisinin 2007 seçimleri boyunca sıkça kullandığı “Bu Memleket Hepimizin” şarkısının sonunda Mehmet Akif Ersoy tarafından kaleme alınan İstiklal Marşından da dizeler yer almaktaydı:

(Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı:

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.                

Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:                 

Verme, dünyalarıalsan da, bu cennet vatanı              

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?          

Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!                 

Canı, cananı,bütün varımı alsın da Huda,                  

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.)


Mehmet Akif Ersoy da ilk kez kullanılmıyordu bir seçim kampanyasında. Bu da bizim geçmiş seçim kampanyalarında rastladığımız bir seçim stratejisiydi. Yine 1977 seçimleri sırasında, 30 Mayıs 1977 yayınlanan Adalet Partisi seçim ilanında, Mehmet Akif Ersoy’un « Çamlıbel sanki şehir, zabıta yok, rabıta yok /Aksa kan sel gibi bir dindirecek vasıta yok » dizeleri yer almıştı. Böylelikle Adalet ve Kalkınma Partisi yine Adalet Partisi reklâmlarından stratejik bir alıntı daha yapmış oluyordu. 

2007 kampanyası süresince “milliyetçilik” konusunda eleştiri alan Adalet ve Kalkınma Partisi, İstiklal Marşı dizelerine de yer vererek bir anlamda bu eleştirilere karşı çıkmaya çalışmıştı. Diğer bir açıdan da uzun zamandır kampanyasında Nazım Hikmet’in şiirinden alıntılanan “Güzel Günler Göreceğiz” şarkısını kullanan Cumhuriyet Halk Partisi’nin Nazım Hikmet’ine karşılık Mehmet Akif Ersoy ile cevap vererek de siyasi yelpazedeki çizgisinin altını çizmiş oluyordu.


2007 AKP Kampanya Stratejisinde 1989 Anavatan Partisi Kampanya Taktiği

Benzer şekilde, 2007 seçim kampanyasında, Tayyip Erdoğan’ın belediyenin kendi partisine ait olan illerde hükümet ile belediyenin aynı partide olması durumda başarının ne denli artığı örneklerini vermesi, hatta İstanbul’da Cemal Reşit Rey Konser salonunda yaptığı toplu açılış töreninde bunu açıkça belirtmesi de, bizi 1989 yerel seçimlerine ve Anavatan Partisi'nin bu dönemde kullandığı seçim stratejisine götürdü. Bu dönemde, “Eli kolu bağlı bir belediye başkanı ister misiniz?”, “Farklı dilden konuşan bir belediye başkanı ister miydiniz?”, “Makamsız, Mekânsız, İmkânsız, İktidarsız bir belediye başkanı ister miydiniz?” ve “Para para diye düşünen bir belediye başkanı ister miydiniz?” başlıklarıyla yayınladığı dört reklâmda da, Anavatan Partisi belediye başkanı ve hükümetin farklı partilerden olmasının ortaya çıkaracağı zorluklardan bahsedilerek seçmene bir anlamda gözdağı veriyordu.

Peki ya diğer Partiler?

1977 AP’nin seçim kampanyası içindeki “Canım Anacığım” sözleriyle başlayan bir başka reklâmında da “uğursuz kavganın kavgacıları” diye kaleme aldıkları mektup örneği 2007 seçim kampanyasında DP’nin kullandığı Memet’e mektupları anımsatıyordu.

Bazı partiler kampanyalarında bize sloganlarının zamansızlığını göstermek istercesine aynı sloganları kullanmaya devam etmekteler. Örneğin MHP, 1977 seçimlerinde “Ezan inmeyecek, bayrak dinmeyecek” sloganını kullanıp,  tam 30 yıl sonra da bu sefer “Hazır mı?” seçim şarkısında “ezanımız inlesin / diyorsanız MHP/ bayrağımız inmesin /diyorsanız MHP” sözleriyle seçmen karşısına çıkmayı tercih etti.

Cumhuriyet Halk Partisi’nde Durum Farklı Mı?

Benzer slogan ve stratejilerin kullanılması sadece sağ partilere ait bir özellik değil. 1977 seçim kampanyası birçok partiye ilham olmuş olacak ki AP’nin yukarıda bahsettiğimiz Mehmet Akif Ersoy dizeli ilanın alt tarafında Adalet Partisi ambleminin altında gördüğümüz “Seçim için değil, rejim için sandık başına” sloganı da 2007 seçimleri boyunca CHP’nin kullandığı seçim stratejisini hatırlatmaktaydı. Mitinglerinde Deniz Baykal “ 2007 seçimlerinin basit bir seçim değil, aksine bir rejim seçimi” olduğunu vurguluyor, CHP’li siyasetçiler de saha çalışmalarında “rejim” meselesinin altını çiziyorlardı.

İthal Slogan 

Diğer bir örnek, 2009 Yerel Seçimlerinde İstanbul Belediye Başkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun kullandığı “Sakin Güç” sloganı 1981 Başkanlık seçimlerinde Mitterrand’ın kullandığı (La Force Tranquille) sloganın Türkçesi olması. Bu bağlamda aslında slogan sadece eski değil aynı zamanda ithaldi. 1991’de seçim kampanyasını hazırlaması için Jacques Séguéla ile anlaşan Anavatan Partisinden sonra CHP de aynı reklâmcıyla işe koyulmasa da aynı reklâmcının bulduğu seçim sloganı ile yola çıkmıştı. Her ne kadar bu slogan Mitterrand’a Fransa’da 5. Cumhuriyet’in ilk sol başkanı seçilmesine olanak sağladı ise de Kılıçdaroğlu sadece oy oranını artırmakla yetinmek zorunda kaldı.

Sonuç:

Görülüyor ki benzer stratejiler, benzer sloganlar kullanmak sadece bir döneme veya bir partiye ait bir özellik değil. Türkiye’de siyaset iletişimi tarihinin çok kısa bir geçmişi olması ve siyasi kampanyaların profesyonelleşmesinin çok yavaş ilerlemesi belki de bu alandaki zayıflığının en temel nedenleri. Geçmiş tecrübeler bize gösteriyor ki, başarı kazanmış slogan veya strateji kullanmak başarı garantisi vermiyor. Önemli olan her dönemin kendine ait konjonktürü, kendine ait dinamikleri olduğunu göz önünde tutarak bu dinamikleri yakalayacak toplumsal okumaları yapabilmekteki başarı.



[1] « Menderes’e Vurgu » ; Milliyet ; 17 mayıs 2007 ; p.18.