seçime katılım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
seçime katılım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Eylül 2015 Pazartesi

YUNANISTAN’DA KAZANAN SYRIZA, KAYBEDEN ANKET ŞIRKETLERI*

Pazar günü yapılan seçimlerin galibi partisi Syriza’yı %35,5 oy ile bir kez daha iktidara taşıyan Çipras oldu. Oysa, son ana kadar anket şirketleri Syriza ile Yeni Demokrasi Partisi’nin başa baş gittiğini, %0,7 ile %3 arasında bir fark olduğunu gösteriyordu[1]. Hatırlayacak olursak, Yunanistan’da yapılan son referandum sonuçlarını da tam olarak bilebilen bir anket şirketi çıkmamıştı.

Anket şirketlerinin isabetsiz tahminleri, son dönemlerde dünyanın her yerinde artan bir sorun haline geldi. 2012 yılında Amerikan Başkanlık seçimlerinde ünlü anket şirketi Gallup Cumhuriyetçi Başkan Adayı Mitt Romney’i Obama’nın %1 önde gösterdiği son seçim anketinden sonra Obama’nın seçimi kazanmasıyla “hata yapma nedenlerini” açıklayan bir dosya yayımlamıştı. Sadece bu sene İsrail’de yapılan seçimler ve elbette İngiltere’de yapılan seçimlerde tüm İngiliz anket şirketlerinin İşçi Partisi ve Muhafazakar Partiyi başa baş gösteren isabetsiz tahminleri anket şirketleri hakkında soru işaretlerini yükseltti. Bizde de özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde anket şirketleri yayınladıkları yanlış sonuçlar ile ciddi güven sarsıntısı yaşarken, son yapılan genel seçimlerde de çok büyük bir kısmının başarılı olamadığını biliyoruz.  

Yunan seçimlerinde anket şirketlerinin bu denli yanılmasının nedenleri neler olabilir diye düşünecek olursak  bir iki noktaya dikkat çekmekte yarar olabilir…

Kararsız Seçmen Oranı Yüksek

Son yapılan anketlerdeki kararsız seçmen sayısının yüksekliği hataya zemin hazırlayan en önemli etkenlerden biri olduğu aşikar. Son hafta yayınlanan anketlerde %10 hatta bazen daha yüksek gösterilen kararsız seçmenler oy sonuçlarını değiştirebilecek bir yükseklikteydi. Anket şirketlerinin “kararsızlar dağıldıktan sonra” şeklinde yaptıkları dağılımlar belli ki tam anlamıyla yapılamamış ve sonuçların yanlış çıkmasında temel bir rol oynamıştı. 2012 Amerikan Başkanlık seçilerinden sonra Gallup’un yayınladığı raporda da dağılımların hatalı yapıldığından bahsediyordu.

Seçmen Kızgın

Sputnik haber’e konuşan MRB Anket şirketinin CEO’su Dimitris Mavros seçmenlerde yaşanan kızgınlığın seçim sonuçlarının tahmin edilmesinde en büyük zorluklardan biri olduğunan bahsediyordu[2]. Seçmen kızgınlığı bir anlamda ani fikir değişikliğine dönme ihtimali olsa bile biz daha çok kızgın seçmenin seçime katılmama eğilimi olduğunu başka ülkelerde yapılan seçimlerde de gözlemleyebiliyoruz. Nitekim, Yunanistan’daki son dönemde artan kızgınlık ve artan seçime katılamama oranları bu endişeyi doğrular nitelikte olduğunu söyleyebiliriz.

Oy Kullanma Oranı Düşük

Yunanistan’a seçime katılım önceki seçimlere göre düşük olması da bir başka etken. Özellikle gençlerin düşük katılımı Haziran referandumunda ve ocak ayında yapılan seçimlerde oranla bu seçimlerde düştü.  Seçmenlerin yaklaşık %43,55’inin oy kullanmadığı Yunanistan’da bu 9,836,997 seçmenden 5,562,820’inin oy kullandığı anlamına geliyor. Bu rakam 1974 yılından sonraki en düşük oy verme oranı.

Yunanistan’da son 8 yıldır oy kullanmama oranında bir yükselme olduğu biliniyor. 2007’de 25.9% olan oran 2009’da 29%’a çıkmış ve  2012’de 37.5% ile daha da yükselmişti. 1989 seçimlerinde oy kullanmama oranının %15,5 olduğunu düşünecek olursak, gelinen nokta oldukça dikkat çekici.

Seçime katılımın düşük olması anket şirketlerini yanıltan etkenlerden biri olduğu biliniyor. İngiltere’de yaşanan seçimlerde de İşçi Partisi’nin tahminlerin altında oy almasını “İşçi partisi seçmeni tembel mi?” başlıklı yazıları ile dile getiren birçok siyaset analizcisi İşçi Partisi seçmenlerinin oy kullanmaya gidip gitmediği sorunsalı üzerinden anketlerin hata nedenlerini anlamaya çalışıyordu. Hatırlayacak olursak, 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde anket tahminlerinde yaşanılan yanlışlıklar da Konda Anket şirketi dahil olmak üzere birçok anket şirketi tarafından katılımın düşüklüğü ile açıklamıştı.

Yunan Halkı Seçim Yorgunu: “Öğrenciyken bu kadar okula gitmemiştim”

Oy kullanma oranının düşmesinin en temel sebeplerinden biri Yunan halkının değişime olan inancını kaybetmesi. İktidara kim gelirse gelsin ülkede büyük bir değişim yaşanacağına inanmayan Yunan seçmeni seçimleri yeterince ilgi göstermedi. Diğer nedenlerden biri ise seçmenlerde yaşanan seçim yorgunluğu. Ardı ardına seçim yaşayan Yunan halkında konuyla ilgili bıkkınlık oluştuğu herkes tarafından bahsedilen bir gerçek. Sadece bu sene ocak ve temmuz ayından sonra 3. Kez sandıklara giden Yunan halkı yasal olarak oy verme mecburiyetine rağmen sandıklara gitmedi. Eylül ayı başında Yunanistan’a yaptığımız ziyarette görüştüğümüz Yunanlılar “Öğrenciyken bu kadar okula gitmemiştim” diyerek seçim sıklığı ile dalga geçiyor, her ne kadar televizyonda siyasilerin münazaralarına vs. yer verilse de bu seçimlerin geçmiş seçimlere oranla daha silik geçtiğinden bahsediyorlardı.

Seçim yorgunluğu sadece seçmenlerde değil, partilerde de gözlemlenen bir olguydu. Kampanyalarda alışılan renkli tablo yoktu. Sokaklarda seçim heyecanından bahsetmek neredeyse imkansızdı. Anketler partileri başa baş gösteriyor, konuşulan olası koalisyon ihtimalleri seçmende varolan bıkkınlığı artırıyordu. Oysa unutmamak gerekiyor ki seçmeni sandığa götüren en büyük etken seçimlere duyulan heyecan.

Lider Değiştiren Değil, Seçmeni Çözüm Üretileceğine İnandıran Parti Seçimi Kazanır…

Yeni Demokrasi partisi Yunanistan’da muhafazakar sağ parti olarak  1974 yılında kurulan ve o tarihten itibaren Yunan siyasetine yöne veren ana siyasi partilerden biri. Haziran ayında yapılan referandumu kaybettikten sonra partinin lideri  Antonis Samaris istifa etmiş, yerine 61 yaşındaki siyasi deneyimi olan Evangelos Meimarakis gelmişti. Bir dönem savunma bakanı olarak da görev yapan Evangelos Meimarakis ekonomik istikrarı getirmek istediklerini, bu nedenle  seçim sonrası Syriza ile koalisyona girebileceklerini söylemişti.

Yeni Demokrasi Partisi’nin lider değiştirmesi Yunan seçmeninde oluşan “yorgun” algısını kırmaya yetmedi. Uzun seneler siyasette aktif olan partinin karıştığı çeşitli skandallar Yunan halkının hafızalarından silinmemiş, yapılan kampanya partinin varolan durumu düzeltebileceğine dair bir inanç yaratamamış.

Ayrılanlara Darbe

SYRIZA'dan ayrılan 25 vekilin kurduğu Laiki Enotita (Halk Birliği) Partisi ise %2,86 alarak %3'lük seçim barajını bulunan sistemde mecliste yer alamadı. Bu nokta da ana partiden ayrılan küçük gurubun yakın dönemde başarılılı olamama örneği bir kez daha gözlemlemiş olduk diyebilir miyiz? Bana kalırsa,  partinin başarılı olamama temel nedeni seçmenlerin belirsizliğe karşı duydukları güvensizlik olarak açıklamak daha doğru olacaktır. Bildiğimiz üzere ayrılan grup ortak para birliği avro’dan çıkıp drahmi’ye geri dönülmesini savunuyordu.

Çipras’ın, 7 aylık iktidarı döneminde seçim vaatlerinin bir çoğunu yerine getirememiş, hatta kreditörler ile 12 milyar euro’luk kemer sıkma içeren anlaşmayı imzalamış olmasına rağmen muhalefet partileri seçmeni kendilerinin daha iyi olabileceğine ve bir değişim yaşanabileceğine ikna edemedi. Çipras her şeye rağmen seçmenin güvenini koruyabilmeyi başardı.

Yanılmanın Metodolojik Nedenleri

Anket şirketlerinin yanılma nedenleri arasında elbette bir çok metodolojik nedenler de bulunuyor. Anketlerin yapıldığı coğrafya, örneklemin temsil edilebilirliği, anketörlerin yetkinliği, soruların doğru hazırlanması ve hatta anketin yapıldığı mecra (telefon, yüzyüze ve online anketler arasında farklıklar) gibi birçok neden sayılabiliyor. Hatta İngiltere’de son seçimlerden sonra anket şirketlerine bir takım uygulama mecburiyetleri ve yaptırım getirilmesi gerekip gerekmediği tartışma konuları arasına girdi. 

Seçimlerinin galibi Çipras…

Çipras bu dönem vaatlerini başarabilecek mi ilerleyen günlerde hep beraber göreceğiz. Belki de  istifasını çıkladığı Nazım’ın dizelerinde olduğu gibi: Yunanistan’ın  en güzel günleri henüz yaşamadıkları…




*Aynı başlıklı yazı 21 Eylül 2015 tarihinde T24 sitesinde yayınlanmıştır: http://t24.com.tr/yazarlar/dr-gulfem-saydan/yunanistanda-kazanan-syriza-kaybeden-anket-sirketleri,12785
[1] http://www.aljazeera.com/news/2015/09/greeks-heading-cliffhanger-polls-150920013036753.html , http://www.foxnews.com/world/2015/09/18/greece-polls-show-2-main-parties-in-dead-heat-before-election/

27 Ocak 2014 Pazartesi

YOLSUZLUK İDDİALARI SEÇİM KAYBETTİRİR Mİ


Son yıllarda siyasal iletişim araştırmaları arasına giren “yolsuzluk” konusu özellikle “yolsuzluğun seçmen üzerinde etkisi” konusu  sadece gelişmekte olan ülkelerde değil, tüm Avrupa Birliği üye ülkeleri ve ABD’de de yoğun ilgi görüyor.
Yolsuzluk davalarının seçmen gözünde değeri nedir? Başka bir ifadeyle seçmenin yolsuzluk iddialarına karışan siyasetçiye veya siyasal partiye karşı tavrı ne oluyor?Yolsuzluk iddiaları seçim kaybettiriyor mu?
Yapılan araştırmalar, yolsuzluk iddialarının oy verme tercihi üzerinde etkili olduğunu ama belli bir boyutun üzerine geçemediğini gösteriyor.Seçmen tercihinin %6 ila %11 arasında değişebileceğini gösteren araştırmalar çeşitli etkenlere bağlı olarak bu oranın düşebildiğini veya nadiren de olsa yükselebileceğini öngörüyorlar.


Örneğin, Rennó, L. R’nin n araştırmasına göre 2006 Brezilya Başkanlık seçimleri öncesi ortaya çıkan yolsuzluk skandallarının çok az etkisi olmuş. Rivero, G. & Fernández-Vázquez, P.’nin analizlerine göre aynı şekilde İspanya’da, Peters, J., & Welch, S.’in araştırmalarına göre de Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisi’nde adaylar yolsuzluk iddiaları sonrasında seçilmeyi başarabilmişler. Yapılan araştırma 1968 ve 1990 yılları arasında görevde adları yolsuzluk iddialarına karışan adayların %60’ının tekrar seçilebilmeyi başardığını gösteriyor. Aynı durum, siyasi dürüstlük kültürü ile ön planda olan Japonya’da da gözlemlenebiliyor.Reed S.R’nin araştırmalarına gore, 1947-1993 yılları arasında adı yolsuzluk iddialarına karışan Japon meclis üyelerinin tekrar seçilme oranı %62.
Araştırmalar seçmenin yolsuzluk karşısında davranış ve tutumlarının, hem mikro hem de makro düzeyde değişkenlerden etkilendiğini gösteriyor. Yani seçmenin tutumu yolsuzluk skandalının boyutları, ekonomik veriler, yolsuzluk yapılan kurumların performansı hatta siyasi kültür gibi değişkenlere bağlı olabildiği gibi seçmenlerin profili, demografik özellikleri, vs. gibi daha mikro boyutlu boyutlu değişkenler geliştirilen tutum üzerinde son derece etkili olabiliyor.
ü  Yolsuzluğun Kampanyada Etkili Bir Söylem Olabilmesinin Temel Koşullarından Biri: Ekonomik Kriz!
Araştırmacılar karmaşık bir konu olmasına rağmen ortalama bir seçmen için ekonomik performansı değerlendirmek politikacının ahlaki davranışlarını değerlendirmekten daha kolay olduğu görüşünde hem fikirler. Yapılan araştırmalar seçim döneminde var olan ekonomik durumun seçmenin yolsuzlukla ilgili algı ve tutumları üzerinde doğrudan etkisi olduğunu gösteriyor. Buna göre, seçmenler ekonomik durumun iyi olduğu zamanlarda yolsuzluğu gözardı etmeyi tercih edebilirken, ekonomik konjonktürün kötü olduğu durumlarda ise varolan hükümeti cezalandırma güdüsü daha çok ortaya çıkabiliyor.
Seçmenin yolsuzluğa tepki vermesinin temel nedeni bu davranışı kötü olarak algılıyor olması değil, kendi ekonomik çıkarlarında bozulma olması.
Seçmenin, yolsuzluğun ahlaki boyutundan çok kendini etkileyen ekonomik boyutu ile ilgilendiğini söyleyebiliyoruz. Bu durumda popülist söylemlere daha açık olan seçmen tepki oyları verebiliyor. Oysa ekonominin hızla büyüdüğü, seçmenlerin hayat standartlarında genel iyileşme olduğu dönemlerde ise, seçmenler yolsuzluk konusunda daha duyarsız olabiliyorlar. Sonuç olarak yolsuzluğun kampanyada etkili olabilmesinin temel şartlarından biri ekonomik kriz dönemi olması.
ü  Medya yolsuzluğu gündemde tuttuğu müddetçe yolsuzluk etkili bir söylem olabiliyor.
Araştırmalar bize yolsuzluk haberlerinin gündeme taşındığı ölçüde önem kazandığını gösteriyor. Haber alma süresi kısaldıkça ve haber alma kaynaklarının güven kaybetmesi durumunda ise seçmenin yolsuzluk konusuna duyarlılığı azalıyor ve görevdeki hükümetin baskın  propagandasına açık hale geliyor.
Elena Costas-Pérez, Albert Solé-Ollé, Pilar Sorribas-Navarro’nun 1996- 2009 yılları arasında İspanya yerel seçimlerini üzerine yaptığı araştırmaya göre yolsuzluk iddiaları mahkeme sürecine girer ve medya gündemini yoğun bir şekilde meşgul ederse, iddialara karışan adayların oy kaybı %14’lere kadar çıkabilirken, mahkeme aşamasına girmeyen veya medya gündemine taşınmayan iddialar ise oy verme kaybında büyük bir etken olmadığını saptamışlar.
ü  Yolsuzluğu anlamada bireysel faktörler önemli

Seçmenin siyasetçisi ödüllendirme veya cezalandırma isteği sadece çevresel veya makro faktörlere bağlı değil. Oy verme bireysel bir seçimdir ve bu nedenle birçok bireysel etkenleri de içerir. Bireylerin belli olayları, durumları algılama, yorumlama ve  tepki verme şekilleri de yine birçok bireysel özelliklerine bağlı olarak gelişiyor. Araştırmalar da bize bireylerin yaş, cinsiyet, eğitim, meslek, sosyo-ekonomik seviye, sosyal güven vs. gibi özelliklerinin hepsi yolsuzluğu algılamada etken olabildiğini gösteriyor. Örneğin büyük metropollerde yaşayan bireylerin, küçük kentlerde yaşayanlara göre yolsuzluğu çok farklı algılayabildiklerini ve iki grubun birbirinden çok farklı tepkiler verebildiğini görüyoruz.
Temel Bireysel Faktör: Eğitim
Araştırmacılar yolsuzluğun çoğu zaman kompleks ilişkiler ağı olarak seçmenin karşısına çıktığı için bu ağı çözmenin, sorumlularını belirlemenin ve cezalandırma kararı vermenin belli bir eğitim seviyesinden sonra daha kolay olduğuna dikkat çekiyorlar.
McCann J.A ve Domínguez J.I’in Meksika ile ilgili yaptığı araştırma bize eğitim seviyesi ile yolsuzluğu algılama farklılıkları arasında ayırımı net bir şekilde ortaya koyuyor ve eğitim seviyesi yükseldikçe yolsuzluğun önem kazandığını gösteriyor. Aynı şekilde Pérez Díaz V.’nin İspanya örneğinde de eğitimli, şehirli seçmenin yolsuzluk karşısında duyarlılıklarının artığını gösteriyor.
Bu anlamda bazı araştırmacılar eğitim seviyesi yüksek seçmenlerin siyaset konusunda daha bilgili olduğunu yolsuzluk konusunda daha az toleranslı olmalarını da bilgi seviyelerine bağlıyorlar.
İş, meslek ve işsizlik
Araştırmalar iş, meslek, özellikle işsizlik gibi kriterlerin yolsuzluk algısında büyük değişkenler olarak rol oynadıklarını gösteriyor ve yolsuzluğun özellikle işsizliğin arttığı dönemde etkili bir söylem olarak kullanılabileceğini görebiliyoruz.
Kadın ve yolsuzluk
Cinsiyet de yolsuzluğa karşı toleransı belirleyen bir factor olarak karşımıza çıkıyor.Birçok araştırma bize parlementoda ve iş hayatında var olan kadın sayısı ile yolsuzluğa tolerans arasında bir bağ olduğunu ve bu rakam artıkça, tolerans seviyesinin azaldığını gösteriyor.

ü  Seçmen yolsuzluk yapan siyasetçi karşısında hangi durumlarda duyarsız kalabiliyor?
Siyasetçinin yanlış yaptığına dair güvenilir, doğrulanmış bilgi olmaması durumunda seçmen duyarsızlaşabiliyor.
Resmi makamlar yolsuzluk hakkında soruşturma başlattığı, yürüttüğü ölçüde yolsuzluk inandırıcılığını koruyor.
Yolsuzluk iddialarına karışan siyasetçi hakkında bilgi kirliliği bulunması ve seçmenin haber alma kaynaklarının kısıtlı olması durumunda duyarsızlığı artabiliyor. Bunun için Feraz C., Finan F.’ninBrezilya araştırmasını örnek olarak gösterilebilir. 2003 yılında Brezilya hükümeti yolsuzluğu önleme programı ilan ediyor ve program gereğince rastgele seçilmiş bazı belediyelere denetimler yapılıyor. Denetim neticeleribazı şehirlerde resmi olarak ilan ediliyor, bir kısmında edilmiyor. Yolsuzluğa karışan belediye başkanlarının yolsuzluğu resmi olarak ilan edilen şehirlerde oylarının %7 düştüğü gözlemlenirken, resmi olarak ilan edilmeyen şehirlerde ise belediye başkanının yolsuzluğa karıştığı bilinse bile oy oranlarında çok etkisi olmadığı gözlemleniyor. Denetim sonuçlarının yerel radyoda yayınlandığı şehirlerde oy oranı daha da çok düşüyor.

Aday ne yaparsa yapsın siyasi partiye duyulan bağlılık.
Partililerin yolsuzluk karşısında kendi siyasi parti üyelerine daha toleranslı olduğunu gösteriyor. Buna göre partiye duyulan ideolojik bağlılık, seçmenin tüm olan biteni kendi siyasi aidiyeti içinde görmesine ve bu nedenle yaşanan olumsuzlukları bir şekilde gözardı etmesine neden oluyor. Yapılan araştırmalar kendi ideolojik inancını paylaştığı aday yolsuluklara karışmış olsa dahi seçmen gözünde kendi ideolojik inançlarını paylaşmayan ama “temiz” adaydan daha değerli olabiliyor. Bu davranış şeklinin daha çok ideolojik oy veren seçmeni kapsadığını söylemekte yarar var.
Bir şekilde kendilerinin de kayırmacı kamusal imkanlardan, hizmetlerden faydalanabileceğini düşünenler.
Araştırmaların ilginç yanlarından biri seçmenlerin yolsuzluğu kınamalarına ragmen eğer kendilerine veya yakın çevrelerine (aile-arkadaş) bir fayda sağlıyor veya hayat kalitelerinde genel anlamda bir iyileşme sağlıyor ise tolerans gösteriyor olmaları.Latin Amerika üzerine yapılan çalışmaların bir çoğu bu maddenin doğruluğunu gösteriyor.Özellikle kliantalist ilişkilerin ve ağların hakim olduğu siyasi kültürlerde bu anlayış geniş yer buluyor.
Rouba mas faz” yani “Çalıyor ama iş yapıyor” sendromu.
Seçmenlerin bir kısmı içinönemli olan tek faktör kendi ihtiyaçların yerine getirilmesidir. Dolayısıyla şeffaflık ve hatta yasallık gibi başka etik değerlerle çok da ilgilenmezler.Siyasetçilerin ve siyasi partilerin yaptıkları ve başarıları/başarısızlıkları ile değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorlar. Dolayısı ile yolsuzluk gibi etik değerleri siyasi bir değerlendirme içine sokma ihtiyacı hissetmiyorlar. Kısaca, araştırmaların bir kısmı bize özellikle yerel yöneticilerin aslında ideolojik yanlarından çok bir çeşit aracı gibi algılandığını gösteriyor. Bu algıya göre de en çok iş yapabilecek, en çok fayda sağlayabilecek aday tercih ediliyor.
Güç ile yolsuzluğun bir arada varolduğuna inanılması.
Bir şekilde zaten tüm siyasetçilerin yolsuzluğun bir parçası olduğu düşünüldüğü için, yolsuzluğu ortaya çıkan siyasetçiyi ekstradan cezalandırma isteği duyulmuyor.

ü  Bekleyen Tehlike: Seçime Katılım Oranının Düşme Riski !
Yolsuzluk iddialarının yoğun olarak gündemde olduğu dönemlerde oy verme oranında düşüş olduğu da, araştırmalarda çıkan sonuçlar arasında. Araştırmacılara göre bunun 2 temel nedeni var: Birincisi siyasetçilere olan güvenin düşmesi seçmende bazen genel bir güvensizlik duygusu yaratıyor ve bu duygu ile seçmenler oy verme motivasyonunu kaybediyorlar. İkinci neden ise yolsuzluk iddialarının olduğu ülkelerde ekonomik ve siyasi krizin de iddiaların hemen akabinde gelmesi ve kriz ortamının seçmenlerin oy verme motivasyonunu düşürerek seçime katılma oranını düşürüyor olması. Birçok Latin Amerika ülkesi ve Afrika ülkelerinde de bu durumu gözlemlemek mümkündür.
ü  Söylemlerin “yolsuzluk” iddialarından çıkarak genel “Hukuk Devleti” eleştirilerine girilmesi .Hukuk devletine, adalete karşı duyulan genel güvenin zayıflaması yolsuzluğa karşı da duyarsızlığı geliştiriyor
Araştırmalar hukuğa, hukuk devletine güvenin zayıflamasının iddialara maruz kalan aday hakkındaki iddialara da güvenin azalmasına neden oluyor ve böylece “yolsuzluk” davası genel güven yitirmesi içerisinde inandırıcılığını kaybediyor.

Sonuç olarak yolsuzluk basit bir problem değil, doğrudan ve dolaylı olarak seçim dönemini derinden etkileyen karmaşık bir fenomendir. Araştırmacılar insanların yolsuzluk hakkında konuştuklarını ama aslında anlamı üzerinde tam da bir fikir birliğine varılmadığını düşünüyorlar. Sonuç olarak çizgilerini tam olarak çizemediğiniz ve içeriği üzerinde tam bir mutabakata varılamayan bir konu olması karmaşıklığını daha da artırıyor. Parlementer rejim sisteminde seçmenlerin yolsuzluk iddialarını Başkanlık Sisteminin geçerli olduğu ülke seçmenine göre çok önemsediğini, hatta yerel, bölgesel seçimlerde yolsuzluk skandalının genel seçimlere oranla daha da fazla önemsendiğini biliyoruz.
Bu nedenle, bu dönemden karlı veya az zararlı çıkmak isteyen siyasilerin veya siyasi partilerin de bu karmaşık süreci doğru yönetebilecek stratejileri doğru kurgulaması ve kampanyasına bu süreci doğru bir şekilde yansıtabilmesi gerekiyor.
Araştırma sonuçlarına göre yolsuzluk iddialarına karışan siyasetçi karşısında kazanabilmek için seçmenin dikkati çekilmeli, farkındalık yaratılmalı, çözüm üreten değerlendirmeler yapılmalı, sorumluluk alınmalı ve mutlaka doğru alternatif sunulması gerekiyor.

Araştırmalardan yararlanılan makaleler:
Ferraz, C., & Finan, F. (2008). Exposing corrupt politicians: the effects of Brazil’s publicly released 
audits on electoral outcomes. Quarterly Journal of Economics, 123(2), 703–745.
Peters, J., & Welch, S. (1980). The effects of charges of corruption on voting behavior in congres
sional elections. American Political Science Review, 74(3), 697–708.
Rivero, G. & Fernández-Vázquez, P. (2011). Las consecuencias electorales de los escándalos de corrupción municipal, 2003–2007.
Welch, S., & Hibbing, J. (1997). The effects of charges of corruption on voting behavior in congressional elections, 1982–1990. The Journal of Politics, 59(1), 226–239.
Persson, T., Tabellini, G., & Trebbi, F. (2003). Electoral rules and corruption. Journal of the European 
Economic Association, 1, 958–989.
Pharr, S. (1999). Are citizens lax or cynical?—corruption tolerance and one-party dominance. Paper prepared for the conference Political Corruption and Parties organised by Della Porta & Heidenheimer with the collaboration of the Robert Schuman Centre, European University Institute, Florence, 18–20
Pujas, V. (2006). Understanding the wave of scandals in contemporary Western Europe. In Garrard & 
Newell (Eds.), Scandals in past and contemporary politics (pp. 30–45). Manchester: Manchester 
University Press.
Rallings, C., & Thrasher, M. (2005). Not all ‘Second-order’ Contests are the same: turnout and party 
choice at the concurrent 2004 local and European parliament elections in England. British Journal of 
Politics and International Relations, 7, 584–597.
Redlawsk, D. P. & McCann, J. A. (2002). How voters see political corruption: Definitions and beliefs, 
causes and consequences. Paper prepared for delivery at the annual meeting of the Southwestern Political Science Association, New Orleans, LA, March 28–30, 2002. Available online: http:// www.rci.rutgers.edu/!redlawsk/papers/polcorruption.pdf.
Reed, S. R. (1999). Punishing corruption: The response of the Japanese electorate to scandals. In O. Feldman (Ed.), Political psychology in Japan. Commark: Nova.
Rennó, L. R. (2008). Rewarding the corrupt? Reelection and scandal involvement in the Brazilian 2006 legislative elections. Colombia Internacional, 68, 98–106.
McCann, J. A., & Domínguez, J. I. (1998). Mexicans react to electoral fraud and political corruption: an assessment of public opinion and voting behavior. Electoral Studies, 17, 483–503.
Pérez Díaz, V. (1996). España puesta a prueba. Madrid: Alianza.
Elena Costas-Pérez, Albert Solé-Ollé, Pilar Sorribas-Navarro. Corruption scandals, voter information, and accountability. European Journal of Political Economy 28 (2012) 469–484
Kunicova, J., & Rose-Ackerman, S. (2005). Electoral rules and constitutional structures as constraints on corruption. British Journal of Political Science, 35(4), 573–606.
Manzetti, L., & Wilson, C. (2007). Why do corrupt governments maintain public support? Compar- ative Political Studies, 40(8), 949–970.
Zechmeister, E. & Zizumbo-Colunga, D. (2012). The varying political toll of corruption in good 
versus bad economic times. Paper presented at the LASA conference.
Jiménez, F., & Caínzos, M. (2006). How far and why do corruption scandals cost votes? In J. Garrard 
& J. L. Newell (Eds.), Scandals in past and contemporary politics (pp. 194–212). Manchester: 
Manchester University Press
Chang, E. & Kerr, N. (2009). Do voters have different attitudes toward corruption? The sources and implications of popular perceptions and tolerance of political corruption. Paper delivered at the Annual Meeting of The American Political Science Association, Toronto, September 3–6.
Anduiza, E., Gallego, A. & Muñoz, J. (2012). Turning a blind eye: experimental evidence of partisan bias in attitudes towards corruption. Comparative Political Studies. doi:10.1177/0010414013489081. Published

Maravall, J. M., & Fraile, M. (2001). The politics of unemployment: The Spanish experience in comparative perspective. In N. G. Bermeo (Ed.), Unemployment in the new Europe (pp. 291–328). Cambridge: Cambridge University Press.

Rundquist, B., Storm, G., & Peters, J. (1977). Corrupt politicians and their electoral support: some 
experimental observations. American Political Science Review, 71, 954–963.