Seçmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Seçmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Eylül 2015 Pazartesi

YUNANISTAN’DA KAZANAN SYRIZA, KAYBEDEN ANKET ŞIRKETLERI*

Pazar günü yapılan seçimlerin galibi partisi Syriza’yı %35,5 oy ile bir kez daha iktidara taşıyan Çipras oldu. Oysa, son ana kadar anket şirketleri Syriza ile Yeni Demokrasi Partisi’nin başa baş gittiğini, %0,7 ile %3 arasında bir fark olduğunu gösteriyordu[1]. Hatırlayacak olursak, Yunanistan’da yapılan son referandum sonuçlarını da tam olarak bilebilen bir anket şirketi çıkmamıştı.

Anket şirketlerinin isabetsiz tahminleri, son dönemlerde dünyanın her yerinde artan bir sorun haline geldi. 2012 yılında Amerikan Başkanlık seçimlerinde ünlü anket şirketi Gallup Cumhuriyetçi Başkan Adayı Mitt Romney’i Obama’nın %1 önde gösterdiği son seçim anketinden sonra Obama’nın seçimi kazanmasıyla “hata yapma nedenlerini” açıklayan bir dosya yayımlamıştı. Sadece bu sene İsrail’de yapılan seçimler ve elbette İngiltere’de yapılan seçimlerde tüm İngiliz anket şirketlerinin İşçi Partisi ve Muhafazakar Partiyi başa baş gösteren isabetsiz tahminleri anket şirketleri hakkında soru işaretlerini yükseltti. Bizde de özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde anket şirketleri yayınladıkları yanlış sonuçlar ile ciddi güven sarsıntısı yaşarken, son yapılan genel seçimlerde de çok büyük bir kısmının başarılı olamadığını biliyoruz.  

Yunan seçimlerinde anket şirketlerinin bu denli yanılmasının nedenleri neler olabilir diye düşünecek olursak  bir iki noktaya dikkat çekmekte yarar olabilir…

Kararsız Seçmen Oranı Yüksek

Son yapılan anketlerdeki kararsız seçmen sayısının yüksekliği hataya zemin hazırlayan en önemli etkenlerden biri olduğu aşikar. Son hafta yayınlanan anketlerde %10 hatta bazen daha yüksek gösterilen kararsız seçmenler oy sonuçlarını değiştirebilecek bir yükseklikteydi. Anket şirketlerinin “kararsızlar dağıldıktan sonra” şeklinde yaptıkları dağılımlar belli ki tam anlamıyla yapılamamış ve sonuçların yanlış çıkmasında temel bir rol oynamıştı. 2012 Amerikan Başkanlık seçilerinden sonra Gallup’un yayınladığı raporda da dağılımların hatalı yapıldığından bahsediyordu.

Seçmen Kızgın

Sputnik haber’e konuşan MRB Anket şirketinin CEO’su Dimitris Mavros seçmenlerde yaşanan kızgınlığın seçim sonuçlarının tahmin edilmesinde en büyük zorluklardan biri olduğunan bahsediyordu[2]. Seçmen kızgınlığı bir anlamda ani fikir değişikliğine dönme ihtimali olsa bile biz daha çok kızgın seçmenin seçime katılmama eğilimi olduğunu başka ülkelerde yapılan seçimlerde de gözlemleyebiliyoruz. Nitekim, Yunanistan’daki son dönemde artan kızgınlık ve artan seçime katılamama oranları bu endişeyi doğrular nitelikte olduğunu söyleyebiliriz.

Oy Kullanma Oranı Düşük

Yunanistan’a seçime katılım önceki seçimlere göre düşük olması da bir başka etken. Özellikle gençlerin düşük katılımı Haziran referandumunda ve ocak ayında yapılan seçimlerde oranla bu seçimlerde düştü.  Seçmenlerin yaklaşık %43,55’inin oy kullanmadığı Yunanistan’da bu 9,836,997 seçmenden 5,562,820’inin oy kullandığı anlamına geliyor. Bu rakam 1974 yılından sonraki en düşük oy verme oranı.

Yunanistan’da son 8 yıldır oy kullanmama oranında bir yükselme olduğu biliniyor. 2007’de 25.9% olan oran 2009’da 29%’a çıkmış ve  2012’de 37.5% ile daha da yükselmişti. 1989 seçimlerinde oy kullanmama oranının %15,5 olduğunu düşünecek olursak, gelinen nokta oldukça dikkat çekici.

Seçime katılımın düşük olması anket şirketlerini yanıltan etkenlerden biri olduğu biliniyor. İngiltere’de yaşanan seçimlerde de İşçi Partisi’nin tahminlerin altında oy almasını “İşçi partisi seçmeni tembel mi?” başlıklı yazıları ile dile getiren birçok siyaset analizcisi İşçi Partisi seçmenlerinin oy kullanmaya gidip gitmediği sorunsalı üzerinden anketlerin hata nedenlerini anlamaya çalışıyordu. Hatırlayacak olursak, 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde anket tahminlerinde yaşanılan yanlışlıklar da Konda Anket şirketi dahil olmak üzere birçok anket şirketi tarafından katılımın düşüklüğü ile açıklamıştı.

Yunan Halkı Seçim Yorgunu: “Öğrenciyken bu kadar okula gitmemiştim”

Oy kullanma oranının düşmesinin en temel sebeplerinden biri Yunan halkının değişime olan inancını kaybetmesi. İktidara kim gelirse gelsin ülkede büyük bir değişim yaşanacağına inanmayan Yunan seçmeni seçimleri yeterince ilgi göstermedi. Diğer nedenlerden biri ise seçmenlerde yaşanan seçim yorgunluğu. Ardı ardına seçim yaşayan Yunan halkında konuyla ilgili bıkkınlık oluştuğu herkes tarafından bahsedilen bir gerçek. Sadece bu sene ocak ve temmuz ayından sonra 3. Kez sandıklara giden Yunan halkı yasal olarak oy verme mecburiyetine rağmen sandıklara gitmedi. Eylül ayı başında Yunanistan’a yaptığımız ziyarette görüştüğümüz Yunanlılar “Öğrenciyken bu kadar okula gitmemiştim” diyerek seçim sıklığı ile dalga geçiyor, her ne kadar televizyonda siyasilerin münazaralarına vs. yer verilse de bu seçimlerin geçmiş seçimlere oranla daha silik geçtiğinden bahsediyorlardı.

Seçim yorgunluğu sadece seçmenlerde değil, partilerde de gözlemlenen bir olguydu. Kampanyalarda alışılan renkli tablo yoktu. Sokaklarda seçim heyecanından bahsetmek neredeyse imkansızdı. Anketler partileri başa baş gösteriyor, konuşulan olası koalisyon ihtimalleri seçmende varolan bıkkınlığı artırıyordu. Oysa unutmamak gerekiyor ki seçmeni sandığa götüren en büyük etken seçimlere duyulan heyecan.

Lider Değiştiren Değil, Seçmeni Çözüm Üretileceğine İnandıran Parti Seçimi Kazanır…

Yeni Demokrasi partisi Yunanistan’da muhafazakar sağ parti olarak  1974 yılında kurulan ve o tarihten itibaren Yunan siyasetine yöne veren ana siyasi partilerden biri. Haziran ayında yapılan referandumu kaybettikten sonra partinin lideri  Antonis Samaris istifa etmiş, yerine 61 yaşındaki siyasi deneyimi olan Evangelos Meimarakis gelmişti. Bir dönem savunma bakanı olarak da görev yapan Evangelos Meimarakis ekonomik istikrarı getirmek istediklerini, bu nedenle  seçim sonrası Syriza ile koalisyona girebileceklerini söylemişti.

Yeni Demokrasi Partisi’nin lider değiştirmesi Yunan seçmeninde oluşan “yorgun” algısını kırmaya yetmedi. Uzun seneler siyasette aktif olan partinin karıştığı çeşitli skandallar Yunan halkının hafızalarından silinmemiş, yapılan kampanya partinin varolan durumu düzeltebileceğine dair bir inanç yaratamamış.

Ayrılanlara Darbe

SYRIZA'dan ayrılan 25 vekilin kurduğu Laiki Enotita (Halk Birliği) Partisi ise %2,86 alarak %3'lük seçim barajını bulunan sistemde mecliste yer alamadı. Bu nokta da ana partiden ayrılan küçük gurubun yakın dönemde başarılılı olamama örneği bir kez daha gözlemlemiş olduk diyebilir miyiz? Bana kalırsa,  partinin başarılı olamama temel nedeni seçmenlerin belirsizliğe karşı duydukları güvensizlik olarak açıklamak daha doğru olacaktır. Bildiğimiz üzere ayrılan grup ortak para birliği avro’dan çıkıp drahmi’ye geri dönülmesini savunuyordu.

Çipras’ın, 7 aylık iktidarı döneminde seçim vaatlerinin bir çoğunu yerine getirememiş, hatta kreditörler ile 12 milyar euro’luk kemer sıkma içeren anlaşmayı imzalamış olmasına rağmen muhalefet partileri seçmeni kendilerinin daha iyi olabileceğine ve bir değişim yaşanabileceğine ikna edemedi. Çipras her şeye rağmen seçmenin güvenini koruyabilmeyi başardı.

Yanılmanın Metodolojik Nedenleri

Anket şirketlerinin yanılma nedenleri arasında elbette bir çok metodolojik nedenler de bulunuyor. Anketlerin yapıldığı coğrafya, örneklemin temsil edilebilirliği, anketörlerin yetkinliği, soruların doğru hazırlanması ve hatta anketin yapıldığı mecra (telefon, yüzyüze ve online anketler arasında farklıklar) gibi birçok neden sayılabiliyor. Hatta İngiltere’de son seçimlerden sonra anket şirketlerine bir takım uygulama mecburiyetleri ve yaptırım getirilmesi gerekip gerekmediği tartışma konuları arasına girdi. 

Seçimlerinin galibi Çipras…

Çipras bu dönem vaatlerini başarabilecek mi ilerleyen günlerde hep beraber göreceğiz. Belki de  istifasını çıkladığı Nazım’ın dizelerinde olduğu gibi: Yunanistan’ın  en güzel günleri henüz yaşamadıkları…




*Aynı başlıklı yazı 21 Eylül 2015 tarihinde T24 sitesinde yayınlanmıştır: http://t24.com.tr/yazarlar/dr-gulfem-saydan/yunanistanda-kazanan-syriza-kaybeden-anket-sirketleri,12785
[1] http://www.aljazeera.com/news/2015/09/greeks-heading-cliffhanger-polls-150920013036753.html , http://www.foxnews.com/world/2015/09/18/greece-polls-show-2-main-parties-in-dead-heat-before-election/

1 Ağustos 2013 Perşembe

SİYASİ KAMPANYA OSCARLARI SAHİPLERİNİ BULDU


Amerikan Siyasi Danışmanlar Derneği’nin (American Association of Political Consultants)  3-5 Nisan 2013’de Washington D.C.’de düzenlediği 3 günlük seminerin ardından 5 Nisan gecesi Siyasi Kampanyanın Oscar’ları olarak nitelenen “Pollie Ödülleri” sahiplerini buldu. [1]

 
Farklı uzmanlık alanlarına sahip 300 jürinin oylarıyla belirlenen Pollie Ödülleri, Amerikan ve Uluslararası olarak ikiye farklı kategoriye ayrılırken, Amerikan ödüllerinin de Cumhuriyetçi ve Demokrat olarak ikiye ayrılmaları dikkat çekiciydi.
 
En iyi kampanyadan, en iyi fon toplamaya, en iyi gazete ilanından televizyon reklamına ve  sosyal medya kullanımına kadar çok farklı alanlarda birçok ödülün verildiği gala gecesi dünyanın dört bir tarafında yapılan kampanyaların başarısına tanıklık etmemizi sağladı.

3 Günlük Kampanya Semineri Maratonu

Üç günlük kampanya semineri adeta maraton gibi idi. 3 Nisan’da başlayan seminer programında bu yıl ağırlıklı olarak veri analizi, anket ve son dönemin en hızlı ilerleyen mecrası olan dijital kampanyalar, tüm ayrıntıları ve sektördeki tüm yeniliklerle masaya yatırıldı...

 Obama'nın Siyasi Danışmanları Ödül Aldı: David Axelrod ve David Plouffe Hall of Fame’de...

 Amerikan Siyasi Danışmanlar Derneği’nin her yıl verdiği Hall of Fame ödülünün sahibi, bu yıl Barack Obama’nın 2008 ve 2012 kampanyalarının baş danışmanı ve baş stratejisti olarak çalışan David Axelrod ve David Plouffe’un oldu. Ayakta alkışlanarak aldıkları ödülün öncesinde, Barack Obama’nın barkovizyondan yayınlanan “işine derinden bağlanan ve adayına inanan iki insanın zamanı, süreci ve toplumu doğru analiz ettiğinde neler yapabileceklerini gördük. Kendilerine inandığım için şanslıyım” sözleri bizlere bir siyasi danışmanın en önemli özelliklerini de göstermiş oldu: İşine bağlı olmak... Adaya inanmak... Zamanı, süreci ve toplumu doğru analiz etmek...  
 
Zamanı-Süreci-Toplumu Doğru Analiz Etmeli... 

 Doğru analiz başarılı bir siyasi kampanyanın ilk başlangıç ayağı... 2008 ve 2012 seçimlerinde Barack Obama’nın anket sorumlusu Joel Benenson 2012 seçimlerinde geleneksel anket yöntemlerinin dışına çıkarak daha derinlemesine analiz yöntemlerine gittiklerini ve başarılarının temelinde bu yeniliğin yattığını anlattığı seminerinde bir sonraki seçimlerde kullanmak üzere de tüyolar verdi.

Benenson’a göre iyi bir anketin amacı oy oranını tespit etmek değil, toplumu analiz edebilmek. Bunu yapabilmek için de anketlerin yanı sıra derinlemesine görüşmelerin de yapılması gerekiyor. 2012 Amerikan seçimlerinde düzenli yapılan anketlerin dışında seçim süreci 3 ana sürece ayrılmış ve her bir süreçte 16 günlük derinlemesine görüşme seansları uygulanmış. Derinlemesine görüşmelerde açık uçlu 8-10 adet soru sorulmasına karar verilmiş. Cevapları daha derinleştirmek için de ek olarak diyaloğun gelişmesine göre ek sorular sorulmuş. Amaç basit:
Mümkün olduğunca ayrıntıya girebilmek.

Potansiyel Oy Okuması Yapılabilir mi?

 Yapılan ilk anketlerde ekonominin seçim sürecinde büyük rol oynayacağı ortaya çıkmış. Yani seçmenin klasik tercih sebepleri yine değişmemiş. Fakat analistler bu sefer sadece tercih sebebini bulmakla yetinmemişler; en ince ayrıntılarıyla bu eğilimi araştırmaya karar vermişler. İşte derinlemesine görüşmelerin ana konusu da bu eğilim olmuş. “Ilk süreçteki görüşmeler bittiğinde elimizde analiz edecek 1400 sayfalık bilgi vardı” cümlesiyle Benenson bize bu işi ne kadar ciddiye aldıklarını somutlaştırmaya çalışıyordu.

Seçim döneminde yapılan bu çift taraflı çalışma ile seçmenlerin sadece ekonomiyle ilgili düşünceleri değil, bu düşünceleri oluşturan yol haritası da çıkarılmaya çalışılıyordu. Yani sadece seçmenlerin ne düşündüğü değil,  neden böyle düşündüğü analiz edilmeye çalışılıyor, seçmenlerin ortak noktaları araştırılıyordu. Seçmenlerin tüketim alışkanlıklarından tatil seçeneklerinin altında yatan tüm nedenler araştırmanın alt kümelerini oluşturuyordu. Böylece artık seçmen eskiden olduğu gibi demografik özellikleri itibariyle büyük bir grubun parçası değil, düşünce yapısı, davranış modelleriyle daha küçük grupların parçası oluyordu.

Dijital Kampanya ve Veri Analiz İlişkisi:
Dijital kampanya mı veri analizinden, veri analizi mi dijital kampanyadan çıktı?

Seçmeni tanıma, doğru analiz edebilme  Obama’nın  2012 Amerikan seçim kampanyasının en büyük başarısı olarak gösteriliyor. Anketler ve derinlemesine görüşmelerden çıkan sonuçlara ek olarak dijital kampanya da tam bu noktada devreye giriyor. Yani aslında dijital kampanya sadece seçmene mesaj iletmekte kullanılmıyor, kullanılan çeşitli modeller ve algoritmalar sayesinde seçmenin tanınması ve doğru hedefleme yapabilmesi için veri tabanı olarak da kullanılıyor. Bu bakımdan dijital kampanya tam 360 derecelik bir sistem oluşturuyor. Önce seçmenin tanınmasına yardımcı oluyor, sonra doğru seçmene doğru mesajın iletilmesini sağlıyor. Alınan geri bildirimler sayesinde mesajların daha geliştirmenizi sağlayarak tekrar seçmene ulaşılmasını sağlıyor.

Dijital’in Önemini Kavrayan Kampanyada Öne Çıkar
 
Barack Obama’nın 2012 Kampanya Müdürü Jim Messina 2012 seçim kampanyasında 2008 kampanyasının eksiklerini kapatmak için her yolu denediklerini anlattığı röportajında “2008 yılında Facebook bugün olduğunun ancak 1/10’u kadardı. Twitter yok denecek kadar azdı. Akıllı telefonlar çok sayılı kişi tarafından kullanılıyordu. Bizim aslında en büyük başarımız teknolojideki ilerlemenin bu kadar hızlı olacağının farkına varıp 2012 kampanyasının teknolojik alt yapısını önceden hazırlamaya başlamamız oldu” diyordu.

 Jim Messina kampanyasının teknolojik alt yapısını nasıl mı hazırlamıştı? Hazırlıkların başında teknolojinin ne kadar ilerlediğini, dijital ve sosyal medyanın ulaştığı noktaları saptayabilmek için soluğu Silikon Vadisi’nde alan Messina burada Steve Jobs, Eric Schmidt ve Steven Speilberg ile görüşmüş. Burada edindiği bilgilerle Silikon Vadisi’ndeki teknoloji uzmanlarından oluşan “Tech for Obama” (Obama için Teknoloji)  ekibini kurmuş. İşte kampanyanın tüm alt yapısı bu ekip tarafından oluşturulmuş.

 Sosyal Medya değil Sosyal Zekâ

 Sosyal medya, dijital kampanyanın en hızlı ilerleyen ayağı. Sosyal medyadan elde edilen veriler bize gösteriyor ki, aslında sosyal medya sadece bir takım anahtar sözcükler bulabileceğimiz bir platform değil. Aksine sosyal medya bize “diyaloglar”, dolayısı ile de insanlar, yani seçmenler hakkında bilgi veren bir araç. Bu sayede de sosyal hatta siyasi davranış haritalarının çıkarılabileceği bir aygıt olarak kullanılma imkanı da sağlıyor. Başarılı bir siyaset iletişimcisinin sosyal medyada anlaması gereken sadece nelerin olup bittiği değil, olayların arkasındaki ana nedenler ve bu durumda nelerin yapılabileceği… Hangi mesajların kime, ne zaman, ne sıklıkla verilmesi gerektiği…

Sosyal medya yönetimi sadece sosyal medyada varlık göstermek demek değil. Sosyal medya stratejilerinin mutlaka ölçülebilir bir analize dayanması gerekiyor. Yoksa zaman ve maliyet israfıyla beraber kampanyaya etkisi olmayan bir araç olarak karşımıza çıkacaktır. İşte bu yüzden sosyal medya altyapı şirketleri verdikleri hizmeti “sosyal medya” değil, “sosyal zeka” olarak tanımlamayı tercih ediyorlar. Sosyal zekâdan kasıt kullanılan kontrol panelleri ve algoritmalarda tüm dijital medyadaki verileri analiz edebilmesi. Online üretilen bilgilerin hacminin en deneyimli iletişimciyi bile çıkmaza sokacağı bir gerçek.  Kullanılan gerçek zamanlı analiz ve raporlar sayesinde, sosyal medyayı kontrol altında almak ve trendi kendi çıkarına çevirmek mümkün olabiliyor.

 Seçmeni Anlamak Seçim Kazandırır!

 Obama’nın teknoloji ekibinin oluşturduğu sistem ile sahada yapılan anketler, gönüllülerin topladıkları veriler, derinlemesine görüşmeler, ve sosyal medyadan ulaşılan veriler birleştirilerek seçmenler “taraftar”, “muhalif”, “oy verme eğiliminde”, “asla oy vermeyecek”, “kararsız”, “belirsiz” gibi alt kategorilere ayrılmış ve her kategorideki seçmen için ayrı bir mesaj kurgulanarak farklı iletişim kanallarından bu seçmene ulaşılmaya çalışılmış. Televizyon reklamlarından gazete ilanlarına, telefon görüşmelerden sosyal medya reklamlarına kadar her türlü iletişim mecrasında bu farklı kategorideki seçmenler göz önüne alınarak yapılmış.

 Barack Obama’nın 2012 Kampanya Müdürü Yardımcısı Stephanie Cutter da “Seçmenin eğilimini anlayarak mesajlarımızı kurgulamamız kampanyanın ana başarısı idi. Oy vermeyeceğinden emin olduğunuz bir seçmene ulaşmaya çalışarak zaman kaybetmek yerine kararsız seçmene ulaşmak size seçimi kazandırır” sözleri de bize aslında seçmeni anlamanın önemini bir kez daha gözler önüne seriyor.

Başarılı bir kampanya çağın gerekliliğini yakalayan kampanyadır!

 Jim Messina “Bir sonraki seçim kampanyasında çalışacak kişiye önerim benim yaptığım kampanyayı tekrarlamaması olur! Çünkü zaman değişiyor. Başarılı bir kampanya çağın gerekliliğini yakalayan kampanyadır!” sözleri bize belki de seçim kazandıracak kampanyanın anahtar sözlerini veriyor. 2012 Amerikan seçim kampanyasına televizyondan, internetten yansıdığı kadarıyla yetinmeyip derinlemesine incelemesine girdiğimiz zaman anlıyoruz ki, başarılı bir kampanya birçok ayrıntıyı beraber aynı anda kurgulayabilen kampanya demek. Toplumsal okumayı yapabilen, zamanın ruhunu kavrayan ve seçmene ulaşabilen kampanyanın başarıyı getirmesi kaçınılmaz olacaktır.






[1] Kadir Has Üniversitesi Panorama Khas Dergisi 10. Sayı, sf:29-32, Aynı başlıklı yazımdan alınmıştır:
http://www.khas.edu.tr/arastirma/yayinlar/khas-suereli-yayinlar/panorama-khas/panorama-khas-10.html