Başkanlık seçimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Başkanlık seçimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mart 2016 Çarşamba

MERAKLISINA 10 ADIMDA AMERİKAN SEÇİMLERİ *

Amerikan seçimleri haber bültenlerinde sık sık yer almaya başladı. Adaylar, vaatler, kampanya süreçleri… Süreç ve seçim sistemi hakkında biz neler biliyoruz? Meraklısına 10 adımda Amerikan seçimleri…

1- Amerika Birleşik Devletleri Başkanlık seçimleri ne zaman ?

ABD Başkanlık seçimleri 8 Kasım 2016 tarihinde yapılacak .

2- Kasım ayında yapılacak seçimleri neden şimdiden konuşuyoruz?

Amerikan seçimleri şubat ayında ön seçim süreci başlayan ve kasım ayında biten uzun bir süreçten oluşuyor. Amerikan seçim sistemine göre, her iki parti de, Demokrat ve Cumhuriyetçi Parti, başkan adaylarını ABD eyaletlerinde yaptıkları ön seçimlerle belirliyor.

1 Şubatta Iowa eyaletinde başlayan ön seçimler yaklaşık 5 ay sürecek. Ön seçimleri kazanan adaylar partilerinin yazın yapılacak Ulusal Kongresi’nde (National Convention) resmen parti adayı olarak açıklanacak ve 8  Kasım’a kadar sürecek kampanya sürecine parti başkan adayı olarak başlama hakkı kazanacaklar.

3- Ön Seçim Olarak Geçen “Caucus” ve “Primary” Farkı Ne?

Partiler eyaletlerde düzenledikleri  ön seçimlerde 2 farklı sistem kullanıyorlar: “Caucus” ve “Primary”.

“Primary”  34 eyalette uygulanan ve seçmenlerin sandıklara giderek oy verdikleri sistem.  “Kapalı”, “Açık” , “Yarı-Kapalı” ve “Yarı-Açık” olarak kendi içerisinde de dört farklı uygulama şekli bulunan bir ön seçim sistemi.
“Caucus” ise sadece 16 eyalette uygulanan biraz daha karmaşık sayılabilecek bir sistem. Seçmenler bağlı bulundukları mahalledeki bir takım kamusal alanlara giderler. Bu bir kütüphane, okul salonu hatta kilise olabilir. İsteyen herkes söz alarak çeşitli tartışmalar yapılabilir, sonra oylamaya geçilir. Cumhuriyetçi Parti seçmenleri tıpkı diğer seçimlerde olduğu gibi sandığa giderek destekledikleri adayın ismini sandığa atarlar.
Demokrat Parti’de ise uygulama biraz daha karışık: Farklı adayları destekleyen seçmenler odanın farklı taraflarında toplanırlar. Partililer kararsızlar için ayrılan bir köşede oturan kararsız seçmenleri kendi taraflarına çekmeye çalışırlar. Odadaki toplam seçmen sayısının %15’ine ulaşamayan adayların adaylıkları düşer. O aday için gelmiş seçmenler ya diğer adayların seçmenlerini ikna ederek %15’e ulaşmaya çalışırlar ya da kendilerini yakın hissettikleri diğer adaylardan birine kayarlar. Gecenin sonunda her adayın seçmenleri tek tek sayılır.

4- Bahsi geçen Iowa ve New Hampshire Neden Önemli?

Iowa “Caucus” sistemini New Hampshire ise “Primary” sistemini kullanarak ön seçim yapan ilk iki eyalet. Toplam seçmen bazında bakıldığında oldukça küçük bir oranı temsil etmelerine rağmen geleneksel olarak bu eyaletleri kazanan adayların kampanyaları büyük bir ivme kazanıyor. Adayın kampanyasının organizasyon gücünü göstermesi ve adayın popülaritesini ispat etmesi bakımından bu iki eyaletteki galibiyetin ciddi bir gösterge olduğu düşünülüyor. John Kerry’nin 2004, Barack Obama’nın 2008 yılında Iowa galibiyeti seçim başarısının anahtarı olarak gösteriliyor.

5- Ön seçimler ne zaman sonuçlanacak?

1 şubatta Iowa ile başlayan ön seçimler 9 şubatta New Hampshire ile devam edecek. Şubatta Nevada ve Güney Carolina ‘da yapılacak seçimlerin ardından Mart ayının ilk salısı 13 eyalette birden ön seçimler yapılacak. “Super Tuesday” olarak bilinen bu tarihte 13 eyalette birden sonuçlar gelecek ve ön seçim sonuçları büyük ölçüde belirlenmiş olacak. Ön seçimlerin resmi bitiş tarihi 14  Haziran ama adayların belirlenmesi bugüne kadar hiç bir ön seçimde bu kadar uzamadı.

6- Başkan Nasıl Seçiliyor?

Genel kanaatin aksine, Amerikan başkanı, dünyadaki birçok seçimin aksine, teknik olarak doğrudan halk oyu ile seçilmiyor. Sandık başına giden Amerikan halkı seçiciler kurulu (“Electoral College”) denen ve sadece başkan seçmekle görevlendirilen bir meclisin delegelerini seçiyor. Aslında seçilen bu meclis tamamen sembolik bir görevi yürütüyor. Nitekim, delegeler oyları ile bağlı. Yani 8 Kasımda hangi aday için seçilmişlerse, o aday için oy kullanmak mecburiyetindeler. (Zaten artık oy pusulasında  da sadece partilerin başkan adayının adı yazılmakta ve bu meclisten hiç söz edilmemekte.)
“Seçici kurul”da her eyalet, 538 üyeli Amerikan Kongresine gönderdiği toplam üye kadar, seçici delege oyuna sahip. Seçim günü sayısal olarak adayların bu mecliste kazandıkları oy sayısına göre başkan belirlenmekte. Salt çoğunluk (yarının bir fazlası) oyu (270 seçici delege) kazanan aday başkan seçilmiş kabul ediliyor.

Seçiciler kurulu” ABD başkanını ne zaman seçiyor?
Sanıldığının aksine 538 delege ortak bir yerde toplanmıyor. Seçiciler Kuruluna seçilen delegeler seçimden sonraki aralık ayının ikinci çarşamba günü seçildikleri eyaletin başkentlerinde toplanarak oylarını ilan ediyor.

7- Her Eyalet Aynı Öneme mi Sahip?

Her Eyalet Amerikan Kongresindeki üye sayısı kadar delege ile temsil edilebiliyor. Dolayısı ile her eyalet aynı delege sayısına sahip değil. Örneğin, California 55, New York 29, seçici delege oyuna sahipken, Alaska, South Dakota gibi küçük eyaletler 3’er delege oyuna sahipler.

Genel seçimde eyalette en çok halk oyunu kazanan aday, seçici delegelerinin tümünü kazanılmış sayılıyor. Yani bir oy farkla seçimi kazanan aday tüm delegeleri kazanıyor (“Winner takes all”). (Maine ve Nebraska bu kurala uymayan tek 2 eyalet).
Örneğin, 2000 yılındaki seçimlerde Al Gore Florida’da Bush’a 500 oy farkla yenildiği zaman Florida’nın 27 delegesini de Bush kazanmış oldu. (Kazandığı bu 27 delege Bush’un aynı zamanda Başkan seçilmesini sağladı. Oysa ülke çapında Al Gore yaklaşık yarım milyon daha fazla oy almıştı.) Barack Obama da 2012 seçimlerinde ülke çapındaki oyların %51’ini almasına rağmen seçici delegelerin %61’ini kazanmış oldu.

Bu nedenle, adaylar kampanyalarında seçici delege oyu sayısı yüksek eyaletlere daha fazla yoğunlaşıyor. Sisteme göre örneğin New Jersey (14), North Carolina(15), Michigan(16), Georgia(16), Ohio(20), Illinois (20), Pennsylvania (21), New York(29), Florida (29) Texas(34 oy), ve California(55) gibi 11 eyaleti kazanan aday, geri kalan diğer tüm eyaletleri (39 eyalet) kaybetse bile Amerikan başkanı olabilir.

8- Amerika’da seçim bütçeleri neden bu kadar yüksek?

Seçim bütçelerinin milyar dolarları aşmasının en temel nedenlerinden biri kampanyalarının çok uzun sürüyor olması. (2012 yılında iki partinin seçim kampanyaları bütçeleri toplamda 2 milyar doları geçmişti) Birçok Avrupa ülkesinin aksine adayların kampanyaya başlamaları için ön görülmüş bir süreç yok. Dolayısı ile diledikleri kadar erken başlama imkanına sahipler.

Ön seçimleri kazanmak zorlu bir süreç olduğu için adaylar yaklaşık bir yıl öncesinden kampanya yapmaya başlıyorlar. Örnek vermek gerekirse, bu seneki başkan adaylarının hemen hepsi 2015 yılının mart-nisan aylarında adaylılarını açıkladılar ve kampanya çalışmalarına başladılar.

2015 mart ayında adaylıklarını açıklayan isimlerin yaklaşık 20 ay tüm ülkede kampanya yapacaklarını düşünecek olursak bütçenin yüksekliği tahmin edilebilir. Seyahat, reklam, TV, gönüllülerin finansmanı vs. gibi harcama kalemlerini hesaba katar ve üstelik harcama üst limitinin olmadığını düşünecek olursak bütçelerin yüksekliğini anlamak zor olamayacaktır.

9- Kampanya Finansmanını Nasıl Sağlanıyor?

Amerikan seçim kampanyalarının finansmanı 4 ana yol ile sağlanıyor:

1 – Küçük bireysel bağışçılar (200 usd’den az bağış yapanlar)
2 – Büyük bireysel bağışçılar ( 200 usd’den çok bağış yapanlar)
3 – Politik Eylem Komiteleri (Political Action Committee): Bir adayın seçim kazanması için oluşturulmuş özel eylem grupları. ABD Yüksek Mahkemesinin 2010 yılında şirketleri de “kişi” sayarak politikaya istedikleri katkı ve etki yapmalarını “kişisel ifade hürriyetinin bir yansıması” kabul etmesiyle “SuperPAC” denen yeni bir eylem komitesi oluştu. Federal Temyiz mahkemesinin SuperPAC’lere sınırsız harcama yapma yetkisi vermesi ile şirketler istedikleri adaya büyük miktarlarda para verme olanağına kavuştu. 
4 – Kişisel finansman

10- 2016 Seçimlerinin En Güçlü Adayları Kim?

Donald Trump (Cumhuriyetçi Parti): Gayrimenkul krallığı ile ün yapmış zengin işadamı. Göçmenler, müslümanlar, güvenlik ve ISID ile mücadele vs. gibi konularda yaptığı çıkışlarla medyanın ilgisini çeken Trump tüm anketlerde önde gözükmesine rağmen Iowa ön seçimlerinde Ted Cruz’un ardından ikinci olabildi.  
Ted Cruz (Cumhuriyetçi Parti): Muhafazakar Teksas Senatörü. Muhafazakar değerlerin savunuculuğunu üstlenen Cruz, Iowa ön seçimlerinde birinci olmayı başardı. 
Marco Rubio (Cumhuriyetçi Parti): 1971 doğumlu Florida senatörü seçimlerde yarışan en genç aday olan Rubio, Iowa ön seçimlerinde üçüncü sırayı alarak iddialı olduğunu gösterdi.
Hillary Clinton (Demokrat Parti) 2008 yılında girdiği ön seçimlerde Barack Obama’ya karşı kaybeden Clinton, Obama döneminde Dışişleri Bakanı olarak görev almıştı. Demokrat Parti’nin favori adayı olarak çıkış yapan New York Senatörü, Iowa ön seçimlerinde birinci olmayı çok ufak bir farkla (0,2%) başardı. 
Bernie Sanders (Demokrat Parti) : Vermont Senatörü, kendini “Demokrat Sosyalist” olarak tanımlayan Sanders, özellikle İskandinav tipi sosyal demokrasinin faydalarından bahsederek kendine ciddi bir seçmen kitlesi yarattı. Gelir adaletsizliği ve orta sınıfın ekonomik çıkmazı ile ilgili çıkışları gençler ve kadınlar arasında büyük ilgi görerek seçimin sürpriz favori adayı olmayı başardı. Iowa ön seçimlerinde çok ufak bir farkla (0,2%) Clinton’a kaybeden Sanders’ın 41 puan geriden geldiğini düşünecek olursak Clinton karşısında ciddi bir şansı olduğunu söylemek zor olmaz. 


8 Kasım seçimleri Amerikan siyasi tarihinde yeni bir dönemin başlangıcı olacak... O tarihe kadar da gerek bütçesi, gerek adayları, gerek tartışma konuları ile medyanın gündemini yoğun bir şekilde kaplayacağı şimdiden belli oldu...

*Aynı başlıklı yazı T24 internet sitesinde 8/2/2016 tarihinde yayınlanmıştır: http://t24.com.tr/yazarlar/dr-gulfem-saydan/meraklisina-10-adimda-amerikan-secimleri,13839

17 Şubat 2013 Pazar

Sosyal Medya Amerikan Kampanyalarının Artık Vazgeçilmezi

Dijital Kampanya Haberleri Televizyonun Ensesinde

Bağımsız bir araştırma kuruluşu olan PEW Araştırma Şirketinin (Pew Research Center) 2000 yılından itibaren düzenli olarak yayınladığı PEW Internet ve Amerikan Hayatı Projesi (Pew Internet and American Life Project) 2012 Amerikan Kampanya’sına ait internet araştırma sonuçlarını yayınladı.

Pew’in araştırma sonuçlarına göre internet kampanya haberlerini alma konusunda büyüyen bir platform, ama henüz televizyonu geçebilmiş değil. Kampanya haberi alma araçları sorulduğunda  seçmenlerin %38’si yerel televizyon haberlerini, %36’sı ise interneti kullandığını söylüyor.

Araştırmaya göre seçim gecesi sonuçları izleyen seçmenlerin % 27’si aynı zamanda hem televizyon, hem de bilgisayar veya başka bir akıllı araç kullandı. Yani aslında iletişim mecraları arttıkça, seçmen de kendi yararlandığı iletişim ağlarını çoğaltmaya devam ediyor. Bu bakımdan kampanya haberleri almak söz konusu olduğunda yeni mecraların eklendiğinden bahsetmek kaçınılmaz olmakla beraber, eski yöntemlerin terk edildiğini söylemek zor.

2008 Başkanlık Seçimlerinde %37 olan Sosyal Medya Kullanım Oranı 2012 Seçimlerinde %69’a Çıktı !

PEW Araştırma Şirketinin gerçekleştirdiği araştırmaya göre 2012 Amerikan seçim kampanyası döneminde Amerikan yetişkin nüfusunun %69’u sosyal medyayı kullandı. Sosyal medyayı kullanan bu oranın 2008 Amerikan seçimleri esnasında %37 olduğunu hatırlayacak olursak, sosyal medyanın siyasete ve seçim kampanyalarına hızlı bir adaptasyon sürecinden geçtiğini söyleyebiliriz. 
Seçim dönemi sosyal medyayı kullanan seçmen kim?

Erkek seçmenlerin %63’ü, kadın seçmenlerin ise % 75’i sosyal medyayı kullanıyor. Siyasi eğilimler açısından değerlendirecek olursak, liberallerin %79’unun, ılımlıların  %70’inin, muhafazakarların ise %63’ünün düzenli olarak sosyal medya kullandıkları biliniyor.

 Yaş gruplarına bakacak olursak:
18-29 yaş arasında kullanım oranı: %92
30-49 yaş arasında kullanım oranı: %73
50-64 yaş arasında kullanım oranı: %57
65 üstünde kullanım oranı: 38%

Yani yaş grubu açından sosyal medya kullanıcı kümesinin büyük çoğunluğunu 18-29 yaş grubu ile 30-49 yaş grubu oluşturuyor. 

Partizan dağılımlarına bakılacak olursa, cumhuriyetçilerin  %65’i, bağımsızların %71’i,  demokratların ise % 71’i sosyal medya kullandığını belirtti.   
Sosyal Medya Kullanıcıların %34’ü siyasi veya sosyal konularda kendi düşüncelerini yayınlıyor; başkasının yayınlanan iletisini  “beğenme” veya “paylaşma” oranı ise %38’e çıkıyor. 
Seçilmiş siyasileri veya adayları takip ettiklerini söyleyen kullanıcı oranı  %20.

Sosyal Medya’dan Yakın Çevre Siyasi Eğilim Keşfi…

Sosyal medya siyasal kampanya sürecine girdikçe kullanıcılarının da siyasi eğilimlerini ortaya çıkartmasına aracı olmaya ve belki daha önce hiç siyasi konuşmalara girmemiş kişilerin birbirlerinin siyasi eğilimlerini de öğrenmelerine vesile olmaya başladı. Araştırmaya göre, sosyal medya kullanıcıların %38’i arkadaşlarının siyasi fikirlerinin kendi fikirleriyle uyuşmadığını sosyal medya üzerinden keşfetti. Ama bunlardan sadece %9’u bu uyumsuzluktan dolayı arkadaşını yasakladı veya ilişkisini kesti.  

Sosyal medya sitelerine arkadaşları tarafından siyasi içerikli bildiri koyan kullanıcıların  %25’i her zaman veya çoğunlukla arkadaşlarıyla siyasi bildirinin içeriği ile ilgili hem fikir olduğunu, % 73’i ise bazen veya hiçbir zaman aynı fikirde olmadığını belirtiyor.
Sosyal Medya “Oy Verme” duyurusunun da bir parçası oldu: Araştırma sonuçlarına göre oy kullanan seçmenin % 22’si Facebook ve Twitter üzerinden verdikleri oyu ilan etti.

Aile ve Arkadaşlar İş Başında...

Amerikan seçmenleri sosyal medyayı sadece hangi adaya oy verdiklerini ilan etmek için kullanmamış elbette... Yapılan araştırmaya göre kayıtlı seçmenlerin %30’u aile üyeleri veya arkadaşları tarafından Facebook ve Twitter üzerinden oy vermeye teşvik edildi. Kayıtlı seçmenlerin %20’si sosyal medyayı bu amaç için yani bağımsız seçmenleri oy vermeye teşvik etmek için kullanıyor. Yani %20’lik kayıtlı seçmen, %30’luk kayıtlı seçmeni kampanya süresince sosyal medyadan oy vermeye teşvik etmeye çalıştığı tespit edildi.

Kayıtlı seçmen yakın çevresi, yani aile üyeleri ve arkadaşları tarafından sadece sosyal medyadan mı teşvik edilmeye çalışılıyor? Elbette hayır.  PEW’in  araştırma sonuçlarına bakacak olursak seçmenlerin siyasetle ilgilenen yakın çevreleri aslında her yolu kullanıyor.

Seçmene Ulaşma Yolları
Obama Lehine
Romney Lehine
Yüz yüze görüşme
29%
32%
Sosyal Medya
25%
25%
Telefon Aramaları
17%
18%
Email
12%
15%
Telefon Yazılı Mesajı (SMS)   
6%
7%

Yukarıdaki şemada da görebileceğimiz üzere, seçmene ulaşma yolları içerisinde aile üyeleri ve arkadaşlar arasıda en çok kullanılan yol yüz yüze görüşme oldu. Sosyal medya, adayların aileleri ve yakınları tarafından eşit oranda kullanılırken; telefon aramaları, email yollama ve telefon yazılı mesajları (SMS) da kullanılmaya devam edildi.

Peki, son dönem seçim kampanyalarının sosyal medya ağırlıklı olduğu algısı varken  yukarıda gördüğümüz bu oranlar bize ne söylüyor? Evet, en geleneksel yöntem olan yüzyüze görüşme yönteminin bırakılmadığını, en azından aile ve yakın çevre tarafından en çok kullanılan yöntem olmaya devam ettiğini. Söz konusu aile ve yakın çevre olduğu için bunun normal olduğu düşünülebilir elbette. Ama 2012 seçim kampanyasını tüm boyutlarıyla ele aldığımızda da biliyoruz ki geleneksel yöntemler sanıldığının aksine terk edilmiş değil, aksine tüm hızıyla geri dönüş yaşamaya başladı bile...

Cep Telefonları Haber Alma Yarışının Neresinde?

Kayıtlı seçmenlerin %27’si 2012 Amerikan seçim kampanyası sırasında cep telefonlarını seçim haberleri veya çeşitli siyasi içerikli haber almak amacı ile kullandığını söylüyor.

Cep telefonunu bu amaçla kullanan seçmenlerin %37’si liberal, %28’i ılıman ve %25’i muhafazakâr olduğunu beyan etti. Kampanya müddetince cep telefonunun siyasi bir araç olarak kullanılmasının liberallerde daha yaygın olduğunu söylemek mümkün olsa da, cep telefon kullanımının yaygınlığını düşünecek olursak %27’lik oran bize seçim dönemlerinde bu mecranın “haber alma” amacıyla kullanımının yüksek olmadığını gösteriyor.

Bağış yapan seçmenin %10’u yaptıkları bağışı cep telefonu aracılığı ile yaptığını belirtmiş olması da yine cep telefonlarının bu alandaki kullanım yetersizliğini gösteriyor.

Sonuç...

PEW’in araştırma sonuçlarına toplu bakacak olursak, 2012 Amerika Birleşik Devletleri Başkanlık seçimi süresince yeni gelişen iletişim teknolojilerinin seçim kampanyalarında varolan etkisinden bahsetmemek mümkün değil. Fakat, tek tek ele alındıklarında henüz hiçbiri seçim haberi alma konusunda televizyon haberlerini geçebilmiş değil. İletişim mecralarının sayıları  arttıkça yeni mecraların yeni kullanıcılar bulduklarını da söylemek mümkün. Özellikle genç seçmeni siyasal katılım sürecine dahil etmek için yeni yöntemleri göz ardı etmek mümkün değil. Tüm bunların sonucunda ne oluyor?

Kampanya Bütçeleri Artıyor Artıyor Artıyor...

Farklı katagorideki seçmenlerin farklı mecraları tercih etmesi ve farklı iletişim mecralarını farklı amaçlarla kullanması siyasi kampanyaların seçmenlere ulaşabilmek için daha fazla yatırım yapmasını gerektiriyor ve kampanya bütçelerinin her geçen gün büyümesine neden oluyor. 2008 seçimlerine göre %13 daha fazla büyüyerek 6 milyar dolarlık harcama ile rekor bütçeye ulaşan 2012 Amerikan seçimleri bize bize artan bütçenin ulaşabileceği boyutları gösteriyor.



http://pewinternet.org