seçimlerde sosyal medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
seçimlerde sosyal medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ağustos 2014 Perşembe

MİTİNG ASLA SADECE MİTİNG DEĞİLDİR!

Diğer adayların aksine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, neden il il gezerek miting yapıyor?


Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turuna sayılı günler kala, adaylar da kampanyalarının sonuna ulaşmak üzereler… Başbakan Recep Tayyip Erdoğan il il sürdürdüğü miting programı ile şimdiden en çok miting yapan aday oldu. Halkların Demokrasi Partisi’nin adayı Selahattin Demirtaş, sayı olarak daha sınırlı olsa da, mitinglerine hızla devam ediyor. Oysa “çatı adayı” Ekmeleddin İhsanoğlu, aldığı karar üzerine hiç miting yapmadığı gibi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin de çeşitli illerde yaptığı mitinglere de katılmadı. Peki, günümüzde miting yapmak gerçekten gerekli mi? Bu soruya cevap verebilmek için, mitingin arka planında yatan unsurları anlamak gerekiyor. Çünkü miting sadece miting değildir

Miting sadece miting değildir : Miting bir yakınlaşma politikasıdır.



Son yıllarda farklı iletişim metodları ne kadar gelişmiş olsa da, “Yakınlık Politikası” (La Politique de Proximité) bugün kampanyaların en temel direğini oluşturuyor. Adayların seçmenlerle daha kişisel ilişkiler kurması ve seçmenle yakınlaşacak aktivitelerin özellikle seçim dönemlerinde hız kazandığını tüm seçim kampanyalarında gözlemleyebiliyoruz. Miting, bu anlamda seçmenin adayı çıplak gözle görebilmesi, aynı mekanda bulunabilmesi için önemli bir fırsat oluşturmaktadır. Adayları her ne kadar televizyonlardan görmüş olsalar da, aynı mekanda bulunarak kendi gözleri ile görmesi, seçmenin adayla arasında kurduğu fiziksel yakınlığın bir uzantısı olarak duygusal bir yakınlık da yaratabilmektedir.

Miting sadece miting değildir  Miting söylemleri "yerelleştirme", "kişiselleştirme" aracıdır. 



Kampanyanın başarılı olması için en temel ayaklardan birisi kampanyanın “yerel” ve “kişisel” olmasıdır. Mitingler, her gün TV’den genel ülke politikaları üzerinden konuşan adayların yerel, konulardan bahsederek seçmenin birebir ilgi alanlarına dokunabilme fırsatı sunmaktadır. Bulunduğu ilin futbol takımının atkısının takılması, yöresel kıyafetlerden parça bulundurulması ve bulunduğu ilin diyalekti ile çeşitli söylemler geliştirmesi, adayın söyleminin yerelleşmesine katkıda bulunabiliyor. Örneğin Erdoğan’ın her ilde teker teker o il için yaptıları icraatlerden bahsetmesi, yerelleşme stratejisinin bir parçası olarak gösterebiliriz.

Miting sadece miting değildir  Miting siyasetin gösterileşmesidir. 


Miting öncesi dağıtılan bayraklar, şapkalar vs. de insanları görsel olarak şölene dahil etmek için yapılan hamlelerin bir parçasıdır. Siyaseti gösterileştirmek, gösterileşen siyasete seçmeni dahil etmek ve bu şekilde gösterinin bir parçası olan seçmen ile yakınlık kurmak kampanyanın başarısı için vazgeçilmezdir.

Miting sahnesini bir tiyatro sahnesi gibi düşünmek mümkündür. Özel olarak hazırlanmış sahne, fon, dev ekranlar, bayraklar, flamalar, çalınan şarkılar… Bayram, şenlik havası yaratılması… Bu tiyatro sahnesinde adayın duruşu, sesi, bakışı, jest ve mimikleri de en az konuşmasının içeriği kadar etkileyici bir unsur olarak karşımıza çıkabiliyor. Bu sahnede abartı yapmak da alışılmadık bir durum değil aslında, mesela geçenlerde Erdoğan’ın mitingde bayılan bir kadın seçmeni ayıltması gibi…

Miting sadece miting değildir:  Miting "gruba dahil olma" aracıdır. 


Miting sahnesi, adaya dinleyiciler ile karşılıklı bir ilişki içine girebilme imkanı tanır.  Şapkasını takan, bayrağını alan dinleyici beraber şarkı söyledikten ve slogan da attıktan sonra artık sahneye çıkan adaya her türlü yakınlaşma ortamı sağlanmış olduğundan, adayın söyleyeceklerini de daha kolay kabul edecek duygusal kıvama gelmiş olur.  Aday konuşması sırasında dinleyicilere slogan attırabilir veya kendi konuşmasının belli bir bölümünü tekrar ettirebilir. Erdoğan’ın  konuşması sırasında sıklıkla kullandığı “Düşünebiliyor musunuz?” sorusu tamamen bu amaca hizmet etmek için kullanılan bir replik. Aday çıkmadan önce çalınan müzikler, tekrarlatılan sloganlar da dinleyiciyi bu diyaloğa dahil etmede etkin bir yöntem. Böylece dinleyiciler pasif durumdan çıkarak, aktif duruma geçiyor veya geçtiğini hissedebiliyor. Ayrıca mitinge geliş/gidiş yolculukları, özellikle sıcak yaz günlerinde güneş altında beraber miting saatini beklemeyle başlayan birliktelik, beraber slogan atma gibi ortak eyleme de dönüştüğünde,  seçmen kısa sureli de olsa  kendisini bir “grubun parçası” olarak hissedebiliyor. Bu hissiyatın uzun vadede bir bağlılık da yaratması oldukça yüksek bir olasılık.

Miting sadece miting değildir:  Miting medyada yer alabilmenin bir yoludur. 


Mitingin en önemli özelliklerinden birisi, medyada yer almak için fırsat yaratması diyebiliriz. TV reklam ücretlerinin yüksekliğini düşünecek olursak, kampanyaların haber bültenlerine yer alması büyük bir avantaj oluşturuyor. Haber bültenlerine konu olabilmek için de miting çok önemli bir fırsat. Medya Takip Merkezi’nin Wall Street Journal Türkiye için derlediği 1-27 Temmuz tarihleri arasında Cumhurbaşkanı Adaylarının medya performansına göre Erdoğan İhsanoğlu’nu gazete ilan sayısında 8’e, TV reklam sürelerindeyse 2,5’a katladı. Demirtaş’ın TV reklamı bulunmuyor.
Oysa, adaylar miting yaptıkları zaman, miting haber değeri taşıdığı için kısa süreli de olsa haber bültenlerine çıkma şansını yakalayabiliyorlar. Örneğin, Selahattin Demirtaş’ın, katıldığı TV programları dışında, çıkan haberlerinin büyük bir kısmını miting programlarının içerdiğini söylemek mümkün. Hatta Demirtaş’ın miting söylemleri ilgi çektikçe, TV programlarına katılımının da arttığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Miting sadece miting değildir : Miting gündem belirleme aracıdır. 


Mitingler liderlerin gündemi belirlemesinde de yardımcı olabiliyor. Mitingde söylediğiniz bir söz/sorduğunuz bir soru/dile getirdiğiniz bir konu önce haber bültenlerine, sonra da tüm medya gündemine düşebiliyor. Ayrıca, liderlerin birbirlerine cevap verebilmesi için de bir platform oluşturuyor. TV programlarında belli bir formata uyması gereken aday, kendi mitinginde dilediği gibi konuşabiliyor, dilediği konuyu gündeme taşıyabiliyor. Erdoğan’ın diğer adayların etnik kimlikleri hakkında yaptığı söylemler nasıl birden gündeme düşüyor ise, diğer adaylardan Selahattin Demirtaş’ın (TV programlarına da çok çıkamadığı için) Erdoğan’a verdiği cevapların temel platformunu da yine mitingler oluşturuyor. Örneğin Erdoğan, İhsanoğlu’nun “İstiklal Marşı” polemiğini tüm Türkiye’ye mitinglerden bir kez daha anlatırken, İhsanoğlu’nun cevabını ancak katıldığı bir TV programında öğrenebiliyoruz. Tabii programı seyrediyor olmamız ve konunun hala sıcaklığını koruyor olması kaydıyla… Oysa, Demirtaş kendisi hakkında yapılan suçlamaları çok daha kısa bir sürede mitinglerinden cevap verebilmeyi başarabildiği gibi, kendisi de Erdoğan’a yönelttiği sorularla bir takım konuların gündemde kalmasını sağlayabilmekte.

Miting sadece miting değildir : Miting sahada söylem oluşturma aracıdır. 


Miting konuşmaları partililerin de sahada söylemini oluşturabiliyor.
Partililerin saha çalışanları yaptıkları ev ziyaretlerinde, toplantılarda çoğunlukla kendi liderlerinin gündeme getirdikleri konular üzerinde durup, sorulan sorulara aynı referanslarla cevap veriyorlar. Dolayısı ile onlar için miting konuşmaları bir kılavuz niteliği de taşıyor. Özellikle AKP’lilerin negatif kampanya yaparken Erdoğan’ın miting repliklerini kullanmaları çok sık rastlanan bir durum. Bu da, verilmek istenen mesajın pekişmesine neden oluyor. Mitingde, TV’de ve saha çalışmalarında aynı mesajı duyan seçmenin kafasında mesaj oturmaya başlıyor.
Erdoğan’ın miting konuşmalarını incelediğimizde temel birkaç konu üzerinde söylem geliştirdiğini söylemek mümkün olacaktır. “Paralel Yapıyla Mücadele”, “İnlerine  gireceğiz”,  “Yeni Türkiye” gibi söylemlerinin halkın diline yerleşmesinde, mitinglerin payı büyüktür. Aynı şekilde televizyona çok az defa çıkabilen Demirtaş’ın “Yeni Yaşam Çağrısı” adını verdiği bildirgesinin çeşitli konu başlıkları altında yer alan, “Farklılıkların eşit ve gönüllü birlikteliği, tek mezhepçi olmayan anlayış, adalet, inanç özgürlüğü, barış” gibi düşüncelerinin temel yayılma alanı mitingler oldu. Daha önce de söylediğimiz gibi mitinglerden yayılan bu söylemler, toplumda ilgi çektikçe de Demirtaş’ın TV programlarına katılımının arttığını söyleyebiliriz. İhsanoğlu’na gelince, söylemlerini her ne kadar TV programlarına katılarak yaymaya çalışsa da TV programlarının formatı gereği belli bir ağırlıkta olduğu için söylemlerine “coşku” getirmekte eksik kalıyor. Ayrıca, kendisini aday gösteren CHP ve MHP liderlerinin kendi mitinglerinde başka söylemler kullanmaları da ortak adayın söyleminin seçmen tarafından içselleştirilme imkanını zayıflatmıştır.

Miting sadece miting değildir Miting partililerin adaya/lidere bağlılığını artıran bir araçtır. 


Kendine benzeyen partililerle ve seçmenlerle aynı ortamda olmak, partililerin de partiye bağlılığını artıran bir unsur olarak karşımıza çıkmakta. Özellikle liderlerin miting sahnesinde partililere teşekkür etmesi, partililer tarafından çok takdir edilmekte ve motivasyonu yükseltmekte. Özellikle Erdoğan’ın miting konuşması öncesinde bulunduğu ilin ilçelerini tek tek sayarak gelen partililere ve seçmenlere teşekkür etmesi büyük ilgi gördüğünü söyleyebiliriz. Bulundukları ilde  çalışma yürüten partililer adaylarının o ile gelmesini kendilerine verilen bir değer olarak algılıyorlar. Bu da hem çalışmalarının yoğunlaşmasına hem de adaya/lidere karşı bağlılılarının artmasında neden olabiliyor.


Miting sadece miting değildir : Miting adayın her türlü üstün özelliğini ortaya koyabilmesinin bir yoludur. 


Nicolas Sarkozy’nin iletişim danışmanı Thierry Saussez’e göre siyasetçinin fiziki performansı seçmenin gözünde üstünlük olarak algılanabiliyor[1]. Mitingler de liderin aktifliğini gösterme açısından önemli bir etken olarak karşımıza çıkabiliyor. Yapılan çalışmalardan yola çıkarak daha çok miting yapan liderin daha “aktif”, daha “enerjik” olarak algılandığını, bu algının da seçmende “daha iyi iş yapabilir” kanaati oluşturduğunu söyleyebiliriz[2]. Bu bakımdan Erdoğan ve Demirtaş’ın iyi performans sergilediğini söylememiz mümkün olacaktır. Erdoğan’ın hastalığı ile ilgili hiçbir konunun gündemem gelmemesinde de bu aktif çalışmasının payı vardır. İhsanoğlu bu konuda diğer iki adayın da gerisinde kalmıştır.

Miting sadece miting değildir Miting güç gösterisidir. 


Seçmenler partileri/adayları sahada çalışırken görmek istiyorlar. Onlara göre parti/aday ne kadar çalışıyorsa kazanmaya o kadar istekli ve bir o kadar da yakın anlamına geliyor. Partiler miting yapılacak sahayı doldurmak için günler öncesinden çalışmaya başlarlar. Sadece süsleme hazırlığı değil, aynı zamanda ulaşım gibi organizasyonlar yaparlar. Bu nedenle sahada normalden daha görünür olurlar. Bunun da önemli bir artısı vardır. Bu vesile ile sahada çalışmış, daha çok seçmene ulaşmış olurlar ve seçmende “kazanmaya istekli parti” algısını oluştururlar.

Mitingin kalabalığı da güç gösterisinin bir boyutudur. Özellikle yerel ölçekte seçmen, partinin gücü ile sahanın kalabalıklığı arasında doğrudan bir bağ kuruyor. En kalabalık mitingi yapan parti, en güçlü parti olarak algılanabiliyor. Kalabalığı gören seçmen etkileniyor. “Bandwagon etkisi” diyebileceğimiz “Çoğunluğun yanında yer alma” duygusu devreye giriyor.  Böylece mitingler güçlüden ve kalabalıktan  yana olmayı seven Türk seçmeni üzerinde bu algıyı oluşturmak yönünde çok başarılı bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor. Erdoğan’ın hemen her seçimde seçimden bir hafta önce yaptığı İstanbul mitinglerinin temel amacı bu güç gösterisidir.

----------

Sonuç olarak, bu çerçeveden baktığımızda Erdoğan’ın neden sürekli miting yaptığını ve miting yaparak ne kadar başarılı bir strateji izlediğini anlamamız mümkündür.


2013 yılında Fransa’da A.N.R.T Yayınevi tarafından basılan “Türkiye’de Seçim Kampanyaları” isimli kitabımda da bahsettiğim gibi iletişim araçları ne kadar farklılaşmış, yeni uygulamalar kampanya çalışmalarına ne kadar girmiş olursa olsun, seçim zaferi, yeni uygulamaları geleneksel yönetemlerle birleştirmeyi başaran kampanyalarındır.

Sosyal medya ve her tür iletişim teknolojisinin en başarılı kullanımlarını gördüğümüz Amerikan seçim kampanyalarında dahi ‘aday-seçmen’ ilişkilerin ne derece önem verildiğini gözlemlememiz mümkün.
Hatırlatmak gerekirse, Obama’nın en çok ziyaret ettiği eyaletler ve bu eyaletlerde düzenlenen etkinlik sayısına ile seçim kazanma oranları çarpıcı derecede paraleldir.

Sonuç olarak, 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de miting yapmanın ve il ziyaretlerinde bulunmanın doğru bir kampanya stratejisi olduğunu söylememiz mümkün. Bu yaklaşımdan yola çıkacak olursak seçim döneminde en çok miting yapan ve bu vesile ile en çok ile ziyarette bulunan Başbakan Erdoğan’ın kampanya stratejisinin doğru planlandığını ve  bu anlamda rakiplerinden öne geçtiğini söylememiz de mümkündür. Başta da söylediğimiz gibi miting sadece miting değildir. Miting seçim kazanmanın en temel ayaklarından biridir!  




[1] Saussez T., “Le Style Réinvente la Politique”, Paris, Presses de la Renaissance, 2004.
[2] Saydan Sanver G., “La Communication Electorale en Turquie”, Paris, A.N.R.T., 2013.

8 Mayıs 2013 Çarşamba

VERİ GÜDÜMLÜ KARAR VERME OBAMA'YI 2.KEZ BAŞKAN YAPTI


6 Kasım 2012 gecesi tarihin en pahalı seçim kampanyaları sona erdi... Barack Obama oyların %51’ini  alarak 2. kez Amerika Birleşik Devletleri Başkanı olmaya hak kazandı[1]


Seçimler sonrasında Obama 538 super delegenin 332’sini alırken, Mitt Romney 206 delegede kalarak yarışı kaybetti. 6 Kasım seçimleri Demokratlara senatoda 53 senatör ile temsil edilme hakkı sağlarken, Cumuriyetçiler 45, bağımsızlar da 2 senatör ile temsil edilecekler.

Ölçülebilir Kampanya  Dönemi
Başarının Başlangıç Sırrı: Veri Analizi:

“Artık 2008 yılındaki aday değilsin... Biz de yeni bir kampanya anlayışı uygulamak zorundayız. Her ayrıntının ölçüldüğü, analiz edildiği bir kampanya  yapacağız”  8-11 Kasım tarihinde New York’da gerçekleşen 45. Uluslararası Siyasi Danışmanlar Derneği (IAPC)’nin toplantısında konuşma yapan Obama’nın baş stratejisti Jim Messina 2012 kampanyalarının ana başarısının bu cümlede yattığını söyledi.

Seçim kampanyalarında yeni dönem “Veri Güdümlü Karar Verme Dönemi”:

Barack Obama’nın 2012 seçim kampanyasında “veri analizi” kampanyanın kalbini oluşturan bir unsur olarak karşımıza çıktı. Veri analizinde ne yapıldığı büyük bir merak konusu olsa da içerik asla dışarı sızdırılmadı. Kampanya sözcülerinden Ben La Bolt’un “bunlar bizim nükleer kodlarımız” sözü gizliliğin boyutunun altını çizerken veri güdümlü deneylere “Narwahl” ve “Dreamcatcher” gibi kod isimler verilmesi ve ekibin diğer tüm kampanya çalışanlarından ayrı bir mekanda çalışması veri analizine verilen önemi daha iyi anlamamızı sağlıyor.


2008 yılında Demokratların seçim başarısın altında yatan ana unsurlardan birinin teknolojiyi kullanmadaki üstünlükleri oldukları aşikar. Bu başarılı uygulama kampanyanın bir zaafını bertaraf etmeyi başarabilmişti: Veri analizi. Demokrat Parti kampanya çalışanlarından öğrendiğim bilgiye göre 2008 kampanyasında veri toplamakta sorun olmamasına karşın, verilerin analizinde büyük sıkıntı yaşanıyordu. Gönüllü verileri, gönüllülerin yaptıkları çalışma sırasında topladıkları veriler, kampanya çalışanlarının topladıkları veriler, fon toplama verileri vs. gibi birçok veri toplanıyor, ama bu veriler birbirleriyle okutulamadıkları için bir türlü net analiz yapılamıyordu.

2012 seçimlerine 18 ay kala 2008 yılında oluşturulan “Analiz Bölümü”nün tam beş katı büyüklüğünde bir analiz grubu oluşturuldu. Tüm verilerin bir ana merkezde toplanabileceği ve buradan her türlü analizin yapılabileceği bir sistem kuruldu. Bu sayede artık sadece seçmeni bulmak ve dikkatini çekmek değil, yapılan çeşitli testlerle seçmenlerin ikna edilebilirlik düzeyi, hangi tip seçmenin hangi tip mesajlarla ikna edilmeye daha yakın olduğu gibi daha sonuç odaklı çalışmalar yapılmaya başlandı. 

Tüketici alışkanlıklarını analizlere dahil eden ekip, bu sayede daha detaylı seçmen profiline ulaşmayı başararak online oy verecek seçmenleri, posta yolu ile oy verecekleri tespit edebilmiş, gönüllüleri de modellemeyi başarmış. 


Yapılan çeşitli testler ve derinlemesine analizler sayesinde kampanyanın her aşaması bu veriler ile daha kontrol edilebilir ve daha verimli bir düzeye ulaştı. Örneğin Amerikan Seçim Kampanyalarının en önemli ayağı sayılan “fon toplama” kampanyası ve Obama seçim ekibinin “1 milyar dolar fon toplama projesi” yine tamamen bu veriler ışığında gerçekleştirilmiş. Yapılan analizler sonrasında Michelle Obama’nın e-maillerinin fon toplamada en büyük etki yarattığını veya kampanya baş stratejisti Messina’nın maillerinin Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın maillerinden daha etkili sonuç aldığını analizleyen uzmanlar stratejileri buna göre kurgulamışlar. 

Demografik, etnik, dini grupların algılarını ayrıntılarıyla ölçebilen ekip yaratıcı reklam uygulamalarında ve reklam satın alımlarında da bu verileri kullanmış. Bu sayede 2008 yılına göre televizyonda gösterilen reklamlardan %14 daha fazla başarı yakalamış, saha çalışmalarını da tamamen bu veriler ışığında gerçekleştirmiş, hatta Başkan adayları arasında geçen televizyon tartışmaları sonrasında yapılan çalışmalarla hangi seçmenin hangi mesaj sonrası ne çeşit tepki verdiğini ölçümleme fırsatı yakalayabilmiş.

Başarının Demografisi:

Obama’nın seçim dönemi anket sorumlusu Joel Benenson’un seçim sonu analizlerine göre demografiler önemli, ama kader değil ! Demografilerin analizi, tutumları anlamak açısından büyük önem taşıyor. Sanıldığının aksine Amerika’nın tamamında değil, 14 kararsız eyalette anketlere başlayıp sonra 10 kararsız eyaletle sınırlandırılan seçim anketleriyle de bu analizler hedeflenmiş. Amerika Birleşik Devletlerinin batı, doğu ve güney eyaletleri başta olmak üzere burada oy kullanacak latin amerikalılar, afrika kökenli amerikalılar, gençler ve kadın seçmenler hedef kitleyi oluştururken, orta amerikanın kararsız eyaletlerinde ise beyaz çalışan sınıfı ekonomik konularda ikna etme kararı alınmış.

Peki, 6 kasım 2012 seçimlerinde oy kullanan seçmenin demografisi ve oy verme dağılımları nasıldı? (Joel Benenson’un 9 Kasım 2012 IAPC Konferansı Sunumundan) 


Demografiler
2012
Obama
Romney
Erkek %
47
45
52
Kadın %
53
55
44
Beyaz %
72
39
59
Afrika Amerikalı %
13
93
5
Latin Amerikalı %
10
71
27
18-29 Yaş Aralığı %
19
60
37
34-44 Yaş Aralığı %
27
52
45
65 Yaş Üstü %
16
44
56
Muhafazakarlar %
35
17
82
Liberaller %
25
86
10
Evli %
60
42
56
Bekar %
40
62
35


Evet, oy verme dağılımına bakacak olursak Obama ve ekibinin hedef kitleye ulaşmada büyük bir başarı elde ettiklerini söylemek mümkün...

Artan digital kampanyaya karşı seçim halen sahada mı kazanılıyor?

Amerikan seçimlerinin digital boyutu tartışılmaz. Fakat kampanya sadece digitalde mi yaşanıyor? Sanıldığının  aksine, kesin sayılar verilmemekle birlikte kampanya döneminde Cumhuriyetçilerin 284, demokratların ise 790 seçim ofisi olduğu biliniyor[2]. Obama’nın 2008 seçim kampanya stratejisti David Plouffe’un “The Audacity to Win” adlı kitabında ilerleyen iletişim teknolojisine rağmen birinsanı ikna etmede insandan daha etkili bir iletişim unsuru olmadığını savunuyor ve Obama’nın gönüllülerden oluşan saha çalışmasına ne kadar değer verdiklerini anlatıyordu. 2008 kampanyasının başarısı bu kanının pekişmesine yol açmış olacak ki Obama 2008 yılından itibaren kararsız eyaletlerdeki seçim ofislerini sadece kapatmamakla kalmamış, bu ofisler kampanyanın ilk ayağını oluşturan unsur olarak konumlanmış. Bulundukları bölgede gönüllü toplanmasından, sürekli gönüllü eğitimleri verilmesine kadar birçok etkinliğe ev sahibi yapan bu ofisler kampanya müddetince de saha ekibinin motivasyonunu artırıcı bir unsur olarak büyük rol oynamış. 


Özelikle Ohio, Florida ve New Hampshire gibi kritik eyaletlerde çalışmalar aralıksız sürmüş. Jim Messina saha çalışmalarının 4 yıldır sürdüğünü ve ana hedeflerinin genç, bekar,kadın ve azınlık seçmenler olduğu, bununla beraber  iletişimlerinin kalitesinin çok yüksek olduğunu, çünkü seçmenleri kendi yaşam alanlarındaki insanlarla buluşturduklarından bahsediyordu. Haziran ayına gelindiğinde sahada yaklaşık 1,700,000 kişilik bir ekibin çalıştığı düşünülecek olursa bu alana verilen değeri bir kez daha anlamak mümkün...  Obama’nın ulusal saha direktörü Jeremy Bird de yapılan veri analizleri ve anketler ile herbir seçmenin ilgi alanı, ikna yolu bulunmuş ve bunu ilgili seçmene anlatmak için bir yabancı değil, aksine kendi yaşam alanında oturan birinin bire bir anlatması sağlanmaya çalışıldığından bahsediyordu. Yani sahadaki başarının sırrı sadece nicelikte değil, aynı zamanda niteliğinde yatıyordu.

Ne ilginçtir ki Türkiye’deki seçim kampanyaları üzerine yazdığım doktora tezimde 2007 seçim kampanyalarının karşılaştırmalı analizlerini yaparken Adalet ve Kalkınma Partisi’nin en büyük gücünü sahadan aldığını ve seçim zaferinin en büyük nedenini geleneksel yönetemlerle modern propagandayı birleştirmesi olduğundan bahsetmiştim. 2011 Amerikan seçimlerinin digital boyutu düşünülecek olursa sahada yürütülen bu çalışmanın boyutu bizi aynı araştırma sonuçlarına götürüyor ve sorduruyor: Peki seçim hala sahada mı kazanılıyor?

İşin Medya ve Sosyal Medya Boyutları da Var...

 Bu soruyu cevaplamadan önce Amerikan seçim kampanyasının medya boyutunu da gözden geçirmek gerekiyor elbet... Amerika’da televizyon reklam gelirlerinin analizini yapan SNL Kagan şirketinin verilerine göre 2008 yılında televizyon reklamlarına 1,6 milyar dolar harcayan iki aday, 2012 seçimlerinde bu pastayı %68 artırdı ve toplam 2,6 milyar dolarlık bir reklam bütçesi ile bir rekora imza attılar. Pastadan en yüksek payı 170 milyon dolarlık televizyon reklam bütçesi ile Florida alırken, 207, 518 adet reklam ile en çok reklam gösterilen eyalet Ohio oldu. Bu rakamlar her iki adayın da kararsız eyaletler üzerinde yaptıkları yatırımların ufak bir göstergesi sayılabilir... Reklamcılar Derneği’nin 2011 raporuna göre Türkiye’de yaklaşık 2,4 milyar dolar TL’lik reklam yatırımı gerçekleğini düşünecek olursak kampanya dönemi reklam yoğunluğu hakkında daha net bir kıyaslama elde edebiliriz.

Adayların digital kampanya stratejilerine baktığımızda ise Obama’nın digital platformda 2008 yılında olduğu gibi üstünlüğünü görmek mümkün.. Time dergisinin 26 ekim 2012 sayısındaki temmuz 2012 verilere göre Romney’in facebook’taki 2,6 milyon beğenenine karşı Obama’nın 27 milyon beğeneni, Romney’in twitter’da 680,000 takipcisine karşı Obamanın 17,7 milyon takipcisi vardı. Yapılan kampanyalar sonucunda Obama kasım başı itibari ile facebook takipçi sayısını 33,1 milyona çıkarırken Romney 11,8 milyonda, Obama twitter takipçi sayısını 21,5’e çıkarırken Romney 1,8 milyon takipcide kalarak sosyal medyada nicelik olarak yenilgiyi kabul etmiş oldu...

Kampanya Notları...

Rakibi Erken Tanımlama:
Obama’nın ekibi Mitt Romney’nin adaylığı henüz kesinleşmeden hakkında veri toplamaya başlamış... Hatta Cumhuriyetçi adayların birbirleri hakkında negatif kampanya yapmamalarından rahatsız olan ekip, seçim kampanyasının ilk negatif reklamlarını bu dönemde yapmışlar. Amaç basit: Karşı ekibi birbirleri hakkında olumsuz konuşmaya itmek. Böylece muhtemel rakibini daha aday olmadan zedelemeyi başarmak.

Obamacare     
Obama’nın sağlık reformunun geçmesi Obama için sadece kampanya döneminde elini kuvvetlendiren bir unsur değil, seçim kazanamsının temel nedenlerinden biri oldu...

It’s the Economy Stupid!
Romney’in ekibi kampanya konuşmalarına ve reklamlarında ekonomiye büyük ağırlık verdiler. Romney Amerika’nın durağanlaşan ekonomisini canlandırabilmenin yollarını ve işsizlikle savaşmanın koşullarını anlatırken temel bir soru soruluyordu: Aynı Başkan ve aynı politikalarla neden farklı bir dört yıl beklensin? Öneriler ilgi çekmeyi başarmış ve Romney’in kampanyasının en güçlü noktası olarak kabul edilmiş olsa da Obama’nın sağlık reformunun popularitesini yakalayamadı.

Denver Öncesi- Denver Sonrası

2 Başkan Adayının 3 Ekim tarihli Denver’de gerçekleştirdikleri ilk ikili münazara Obama’nın düşük performansı nedeni ile çok tartışıldı. Konuya hakim, tutkulu, kararlı Cumhuriyetçi aday karşısında konsantre olamayan, sorulara genel cevaplar vermeyi seçen Obama program sonrasında 4,8%’lik oy kaybı yaratarak seçim kampanyasında büyük bir gerilemeye imza attı... Daha tartışma bitmeden #WIN ve #FAIL hashtagler ile 10,3 milyon tweet’in atıldığı tartışma programı Jim Messina’ya kampanya ile en büyük pişmanlığınız nedir sorusuna “Obama’yı ilk tartışmaya daha iyi hazırlardım” dedirtmeyi başardı.

Sandy Kasırgası:
Romney’in stratejisti Brian Jones’a göre tarihinin en büyük kasırgalarından birini seçim öncesi yaşayan ABD Obama’yı güçlü bir Başkan olarak konumlanmasına yardımcı olarak son dönemeçte büyük bir avantaj sağladı. IAPC’de yaptığı konuşmada son hafta için tamamen farklı bir kampanya bitirişi plaladıklarını belirten Brian “Kasırga tüm gündemi değiştirdi. Ne istediğimiz finali yapabildik, ne de Obama hakkında son hazrıladığımız negatif eylemi hayata geçirebildik” dedi. CNN’in seçim sonrası yaptığı anketlere bakacak olursak “kasırga kararımı vermede etkili oldu” diyenlerin oranı 64%. Bu segmentte Obama’ya oy verenlerin oranı 62% iken Romney’nin 36%’de kaldığını düşünecek olursak Jones’u haklı bulmamak imkansız..

Negatif Kampanyalar Son Hız Devam:
Kampanyalar süresince reklamların 70%’sinin negatif olduğunu göz önünde bulunduracak olursak da “tipik bir amerikan tarzı seçim kampanyası” yaşandığı söylenebilir.

Gaflar...
Obama’nın negatif kampanyasının ana konularından biri Romney’in vergi iadesi oldu... Yabancı yatırımlar, banka hesapları vs. gibi kişisel maddi gelirlerinin yanı sıra Londra Olimpiyatları veya Filistin konusundaki gafları Obama kampanyasının temel negatif  söylemlerini oluşturdu. Romney’nin Başkan yardımcısı adayı Paul Ryan’ın vergi planının ayrıntılarının sorulmasına “Şimdi tek tek matematiği yapmak uzun sürer” cevabı, Obama’nın “Washington’ı içeriden değiştiremezsiniz” cümlesi, ve tabii Romney’in 17 Mayıs tarihinde “Benim işim Amerikalıların 47%’si ile ilgilenmek değil”  cümleleri seçim döneminin gafları seçildi.
  

Ve sonuç...

Tüm dünyanın gözlerini çevirdiği ABD seçimleri Barack Obama’nın seçimleri tekrar kazanması ile sona erdi. Seçim kampanyasının geneline baktığımız zaman hazırlıklara önceden başlayan, bilimsel verilere daha çok değer veren, sistematik olarak analiz yapan, seçmeni sadece tanımaya değil anlamaya da çalışan, kampanyanın sadece yerel değil,  artık kişisel olduğunu kavrayan, mesajları kişiselleştirebilen, seçmenin ilgi alanına ve hayatına dokunabilen projeler sunan, medyaya ve sosyal medyaya hakim olabilen ama en eski propaganda yöntemlerinden sayılan birebir insan kontağına dayanan saha çalışmasına da önem veren, gündeme hakim olan ve yönlendirebilen aday yine başarının sahibi oldu... Kampanyaya baktığımız zaman bizim de kendi adımıza çıkarabileceğimiz birçok ders var...

 

[1]Kadir Has Üniversitesi Panorama Khas Dergisi 9. Sayı, sf:52-55, Aynı başlıklı yazımdan alınmıştır: http://www.khas.edu.tr/uploads/panoramakhas/sayi9/GulfemSaydanSanver.pdf 
 [2]Rakamlar Obama ve Romney’in kampanya web sitelerinden “Ofisini Bul” başlığı altından hesaplanmıştır. 


26 Şubat 2013 Salı

OBAMA VE ERDOĞAN'IN ORTAK KAMPANYA STRATEJİSİ: GÜÇLÜ SAHA ÇALIŞMASI


Siyasal iletişim alanında son dönemlerin popüler iletişim mecrası sosyal medya… Yapılan analizlerin çoğu da sosyal medyada yürütülen seçim kampanyaları üzerine. Sosyal medyanın gücü inkâr edilemez. Seçim kampanyalarındaki rolü de her geçen gün artmakta. Özellikle 2008 Amerika Birleşik Devletleri seçimlerinde Barack Obama ve ekibinin sosyal medya üzerinden ciddi bir kampanya başlatması bu alanın popülerleşmesindeki en önemli etken. Peki, sosyal medyanın kampanya esnasında kullanılması geleneksel propaganda yöntemlerinin yok olmasını mı sağlıyor?
 
Geleneksel Yöntemler de Tüm Hızıyla Devam

Daha önceki “Sosyal medya ve akıllı araçlar Amerikan kampanyalarının artık vazgeçilmezi” başlıklı yazımda Amerikan seçimlerinde sosyal medya kullanım oranlarından ve bu oranların 2008 yılı seçimleri ile kıyaslandığında %37’den %69’a çıktığından bahsettim. Sorumuz basit: Sosyal medya tüm hızıyla ilerlerken geleneksel propaganda teknikleri ne durumda? Aynı başlıklı yazıda seçim haber alma süreçleri ile ilgili olarak PEW Araştırma Şirketinin (Pew Research Center) araştırmasına göre yüz yüze görüşme oranlarının yüksekliğinden de bahsetmiştim. Kampanya analizini derinleştirecek olursak partilerin seçim stratejilerinin de aslında geleneksel yöntemleri dışlamadığını, aksine tüm hızıyla devam ettirdiklerini görüyoruz.
 
2007 seçim kampanyalarının karşılaştırmalı analizlerini yaptığım doktora tezimde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin en büyük gücünü sahada seçmenlerle sürekli iletişim içinde olmasından kaynaklandığını saptamıştım. Modern iletişim teknikleri uygulanmaya başlanmış olsa da geleneksel yöntemlerden özellikle ev ziyaretlerinden, esnaf gezilerinden vs. hiç vazgeçilmediğini ve bu mecralarda uygulanan profesyonelliği ayrıntıları ile analiz etmiştim. Bu araştırmaya göre, özellikle “Mahalle Temsilcileri” sistemi ile “Mahalle Organizasyonları”nın Adalet ve Kalkınma Partisi’ne ciddi güç sağladığını biliyoruz. Seçmenlerle kurdukları iletişimin sürekliliği partinin seçmeni ayrıntısıyla tanımasını sağladığından bu seçmene doğru mesajı doğru kanallarla iletebilme başarısında rol oynayan en büyük etkenlerden de biri olduğunu söyleyebiliyoruz. Adalet ve Kalkinma Partisi`nin uyguladığı bu kampanya stratejisi ile Obama’nın 2012 seçim kampanyasını incelediğimizde gördüğümüz benzerlik şaşırtıcı.

Seçim Ofisi Sahanın Kalbi

 Seçim ofislerinin saha çalışmalarında büyük önem taşıdığını biliyoruz. Hem partililerin bir arada toplanmasına imkan vermesi hem de çalışmaların ilgili alanda koordine edilebilmesini sağlaması açısından etkili. 2012 Amerikan seçimlerinde her iki aday da seçim ofisi açmis olsa da açılan ofis sayısında ciddi fark bulunuyor. Obama’nın kararsız eyaletlerde 2008 yılında açtığı seçim ofislerini kapatmadığını biliyoruz. 2012 yılında seçim kampanyası döneminde Obama’nın 790 seçim ofisine karşılık Romney’nin 284 seçim ofisi bulunuyordu[1]. Obama’nın seçim ofisi açmadığı eyalet olmamasına rağmen Romney’nin sadece 16 eyalette seçim ofisi açması bu farkın nedenini açıklıyor. Seçim ofisi açmadaki her iki adayın ortak strateji ise en çok kararsız eyaletlerde seçim ofisi açmış olmaları. Obama kampanyası için açılan seçim ofislerinin %55’i toplam 5 eyalette bulunuyor: Ohio, Florida, Iowa, Wisconsin ve Colorado.
 
Eyalet
Obama Seçim Ofisi Sayısı
Romney Seçim Ofisi Sayısı
Ohio
131
40
Florida
104
48
Wisconsin
69
24
Iowa
67
14
Colorado
62
13
Virginia
61
29
Pennsylvania
54
25
North Carolina
54
24
Michigan
28
24
Nevada
26
12
 
 
 
Başarı Net: 10’da 10 Obama
En çok seçim ofisi açılan eyaletlerde alınan oy oranlarına bakacak olursak Obama’nın bu 10 eyaletin 10’unda da seçimi kazandığını görüyoruz. Obama’nın her eyalette seçim ofisi açtığınıbelirtmiştik. Açılan ofislerin dağılımına baktığımızda Obama`nin sadece kararsız veya Cumhuriyetçi değil, geleneksel olarak Demokrat sayılan bazıeyaletlerde de ciddi sayıda seçim ofisi açtığını görüyoruz. Örneğin California. Romney’in de geleneksel olarak Cumhuriyetçi sayılan bazıeyaletlerde seçim ofisi açtığını saptayabiliyoruz. Örneğin Utah. Kapsamlıolarak bir inceleme yaptığımızda geleneksel oy potansiyeli olan bu eyaletlerde seçim ofisi açılmasının temel nedenlerinden birinin“Bağış Toplama Aktiviteleri”olduğunu anlıyoruz. Tıpkı New York ve Texas’da da olduğu gibi… Evet, o halde seçim ofisinin bir fonksiyonun da bağış toplamak olduğunu belirtmekte yarar var. Partiler güçlü oldukları eyaletlerde açtıkları seçim ofisleri ile kampanya bütçelerine ciddi yarar sağlayabiliyorlar. Bu eyaletlerde yaşayan gönüllülerin kendi seçim ofislerini açma girişimlerinin de buralardaki ofis sayısını artıran bir etken oldugunu belirtmekte yarar var.
 Seçim ofisi sayısı elbette kampanya başarısınıgöstermede için tek veri sayılamaz. Seçim ofisinin yanı sıra bu ofislerde çalışan gönüllü sayıları,düzenlenen aktivite yoğunlukları, seçmenlere ulaşabilmedeki başarı seçim ofisinin ne derece verimli kullanıldığı ile ilgili bize ipuçları verecektir. Ama iki aday arasındaki rakamsal farklılık bile bu konudaki yaklaşım farklılıklarını gözler önüne seriyor.



[1] Rakamlar Obama ve Romney’in kampanya web sitelerinden “Ofisini Bul” başlığı altından hesaplanmıştır.