strateji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
strateji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mart 2013 Perşembe

“YAKINLIK POLİTİKASI” İŞBAŞINDA... ABD -TÜRKİYE FARK ETMİYOR... SEÇMEN YAKINLIK GÖRMEK İSTİYOR!

"Obama ve Erdoğan'ın Ortak Kampanya Stratejisi: Güçlü Saha Çalışması" başlıklı yazımda geleneksel kampanya yöntemlerinin seçim dönemlerinde artarak kullanılmaya devam ettiğinden bahsetmiştim. Geleneksel yöntemlerin geri dönüş yaşamasının en doğal sonucu, adayların seçmenlerle daha kişisel ilişkiler kurabilmesi ve seçmenle yakınlaşacak aktivitelerin özellikle seçim dönemlerinde hız kazanması olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Siyasal iletişimciler bu geri dönüşün siyasi yansımasına bir isim de verdiler:  “Yakınlık Politikası”(La Politique de Proximité) 

Yakınlık Politikası aslında yeni bir kavram değil; Antik Yunan’da doğrudan demokrasi yönetimi altında uygulanan en basit yöntem. Türkiye’deki seçim ve siyasal iletişim tarihçesine baktığımız zaman da en çok uygulanan propaganda yöntemi olarak karşımıza çıktığını görüyoruz. Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri'nde son yıllarda artan geleneksel propaganda tekniklerinin seçim kampanyalarında kullanılması ile birlikte bu kavram daha da önem kazandı ve siyasal iletişimin kalbine oturdu.


Seçmen Adayı İle İletişimde Olmak İstiyor!

Seçmenlerle yakınlık kurmak, seçim kampanyalarını bu anlayışın üzerine inşa etmek artık vazgeçilmez bir olgu. Rémi Lefebvre’nin Martine Aubry’nin 2001 Lille Belediye Başkanlık seçim analizlerini yazdığı kitabında “Artık iyi kampanyadan bahsetmek isteniyorsa kişiler arası dialoğun önemini kavrayan, seçmeni dinleyebilen ve yereli hedef alan bir kampanya kurgusundan söz etmek gerekiyor” cümlesi bize Avrupa’da da bu anlayışın aslında bir zamandır oturtulmaya çalışıldığını gösteriyor.

“Yakınlık Politikası” Görünür Olmak Demek Değil!

Siyasal iletişimcilerinin “Yakınlık Politikası” kavramından kastettiği, birebir seçmenlerle birlikte olmayı gerektirdiği için uygulanabilmesinin olmazsa olmaz şartı “saha”da, yani seçmenin olduğu mekanda bulunmak. “Yakınlık Politikası” görünür olmak demek de değil. Seçmenlerin adayı tanıyor olması, kendilerini adaya yakın hissetmeleri anlamına gelmiyor. Seçmenin adayla empati kurabilmesi gerekiyor. Seçmenin derdini dinlemek, özlemlerini anlamak, ihtiyaçlarına cevap verebilmek, birebir diyalog kurarak seçmenle aynı dili konuşabildiğini hissettirebilmek yakınlık politikasının temel ilkeleri...

En Başarılı “Yakınlık Politikası” Uygulaması: Adalet ve Kalkınma Partisi

Doktora tezimde siyasi partilerin 2007 seçim kampanyalarının karşılaştırmalı analizlerini yaparken, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin en büyük gücünü sahadan aldığını ve seçmenlerle kurduğu yakın ilişkinin bu başarıda büyük önem taşıdığını savunmuştum.

Yakınlık Politikasının geliştirilmesinde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin en büyük avantajı saha çalışmasını sürekli yapıyor olması. Diğer partilerin aksine bu çalışmaların sadece seçim dönemlerinde değil, yılın tümüne yayılmış bir şekilde daha sistemli, periyodik ve sürekli olarak yapılıyor olması partiye büyük güç katıyor. Partililerin yaptıkları düzenli ziyaretler, esnaf gezileri, ev ziyaretlerinin temelinde de seçmenlerle yakınlık kurmak ve sonraki dönemlerde de kurulan yakınlığı sürdürmek geliyor. Ziyaretin kurgulanması sırasında farklı seçmen gruplarının empatilerini yakalayabilmek ve yakınlık kurulmasını kolaylaştırabilmek için farklı demografik özelliklere sahip kişilerin gezilere katılmasına özen gösteriliyor. Yani, kadın, erkek, genç, yaşlı vs. gibi.. Yapılan ziyaretlerde karşı tarafa soru sorma ve söz söyleme için geniş bir zaman süreci ayırılması da ziyaretlerdeki başarının bir parçası.

Adalet ve Kalkınma Partisi’nde Belediye Parti El Ele

Siyasi parti liderleri, seçmenlerle yakınlık politikası geliştirilmesinde etkin bir role sahip. Parti liderini kendisine yakın gören seçmen kurduğu empatiyi, partinin diğer üyelerine/adaylarına da kolaylıkla yansıtabiliyor. Fakat sadece parti liderleri değil elbette. Belediye başkanları da, partinin yereldeki yüzü olması açısından, çok önemli bir role sahipler. Adalet ve Kalkınma Partisi, yerel yönetici faktörünü en etkin kullanan siyasi parti. İl veya ilçenin belediyesi Adalet ve Kalkınma Partisine ait ise, belediye başkanlarının ve yardımcılarının partinin diğer üyeleriyle beraber saha çalışmalarına aktif olarak katılmaları seçmenlerle yakınlık kurulması açısından büyük kolaylık sağlıyor.


Belediye başkanlarının partinin saha çalışmalarına, düzenlediği ziyaretlere katılması çalışmanın içeriğini zenginleştiren bir unsur. Çünkü belediye başkanı ve çalışanları yerel sorunlara en hakim kişiler. Dolayısı ile çalışmanın içeriğinin yerelleştirmesi, hatta belediyenin konuya hakimiyetine göre içeriğin kişiselleştirilmesi, ortak bir çalışma yapıldığı takdirde daha kolay ve elbette daha mümkün.


Büyükşehir ve ilçe belediyelerinin büyük bir kısmının Adalet ve Kalkınma Partisi’ne ait olduğunu biliyoruz. Yerel yönetimdeki bu üstünlük, söz konusu  yakınlık politikası geliştirebilmesi olduğunda, Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi’ne kıyasla partiye büyük bir avantaj sağladığını söylemek mümkün.
 

Amerikan Seçimlerinde de Durum Farklı Değil!

2012 Amerika Birleşik Devletleri Başkanlık Seçimlerini incelediğimizde, de seçmenle yakınlık kurmanın seçim zaferi kazanmada ne derece önemli olduğunu bir kez daha görüyoruz. Seçmen partilileri ve adayları sahada görmek istiyor, tanımak istiyor. Ama en çok Başkan adayını görmek istiyor. Bu gerçeği anlayan kampanya danışmanları, adayları seçmenlerle buluşturacak organizasyonlar düzenliyor. Türkiye’de bu organizasyonlar daha çok “açılışlar” ve “parti mitingleri” kapsamında gerçekleştirilip, liderin aslında birebir seçmenle diyalog içine girmesini engellerken, Amerikan seçimlerinde gördüğümüz, bu etkinliklerin çok daha çeşitli olduğu ve liderin seçmenlerle daha yakın bir diyalog içine girmesine fırsat tanıyacak şekilde organize ediliyor olması.

20 Ocak 2009 - 7 Eylül 2012 arası Başkan Obama’nın en çok ziyaret ettiği eyaletlerde düzenlenen toplam etkinlik sayısı ve burada alınan oy oranlarına bakacak olursak [1]:



Sıra
Eyalet
Toplam Etkinlik Sayısı
Obama Oy Oranı %
Romney Oy Oranı %
1
New York
71
62,6
36
2
California
56
59,3
38,3
3
Florida
46
50
49,1
4
Virginia
46
50,8
47,8
5
Ohio
44
50,1
48,2
6
Illinois
32
57,3
41,1
7
Maryland
31
61,7
36,6
8
Iowa
30
52,1
46,5
9
Pennsylvaniaada
28
52
46,8
10
Teksas
21
41,4
57,2


Obama’nın en çok ziyaret ettiği eyaletler, bu eyaletlerde düzenlenen etkinlik sayısı ve seçim kazanma oranlarına bakacak olursak çarpıcı bir paralellik bulunuyor. Adayın en çok ziyaret ettiği eyaletlerin, aynı zamanda en çok etkinliğin düzenlendiği eyaletler olduğunu görüyoruz. Çünkü artık kampanya danışmanları biliyor ki, adayın eyalet ziyaretinin başarıya ulaşabilmesinin en önemli şartı adayın bulunduğu süre boyunca maksimum seçmenle bir araya getirebilmekten geçiyor. Bu eyaletlerin çoğunun kararsız seçmenlerin yoğunlukta yaşadığı eyaletler olduğunu düşünecek olursak, yakalanan başarı çarpıcı.

Yukarıdaki tabloyu incelediğimizde Barack Obama’nın en çok ziyaret ettiği ilk on eyaletten Teksas haricinde dokuzunda seçimi kazandığını görüyoruz. Elbette, seçim başarısını sadece bir etkene bağlamak mümkün değil ama bu parallelliği de göz önünde tutmamız gerekiyor. Çeşitli ülkelerde yapılan seçim kampanyalarını da incelediğimizde görüyoruz ki liderin seçmenlerle bir araya gelmesi ve seçmenlerle kurulan yakınlık politikası artık kampanyaların vazgeçilmez bir stratejisi...

[1] www.fairvote.org

26 Şubat 2013 Salı

OBAMA VE ERDOĞAN'IN ORTAK KAMPANYA STRATEJİSİ: GÜÇLÜ SAHA ÇALIŞMASI


Siyasal iletişim alanında son dönemlerin popüler iletişim mecrası sosyal medya… Yapılan analizlerin çoğu da sosyal medyada yürütülen seçim kampanyaları üzerine. Sosyal medyanın gücü inkâr edilemez. Seçim kampanyalarındaki rolü de her geçen gün artmakta. Özellikle 2008 Amerika Birleşik Devletleri seçimlerinde Barack Obama ve ekibinin sosyal medya üzerinden ciddi bir kampanya başlatması bu alanın popülerleşmesindeki en önemli etken. Peki, sosyal medyanın kampanya esnasında kullanılması geleneksel propaganda yöntemlerinin yok olmasını mı sağlıyor?
 
Geleneksel Yöntemler de Tüm Hızıyla Devam

Daha önceki “Sosyal medya ve akıllı araçlar Amerikan kampanyalarının artık vazgeçilmezi” başlıklı yazımda Amerikan seçimlerinde sosyal medya kullanım oranlarından ve bu oranların 2008 yılı seçimleri ile kıyaslandığında %37’den %69’a çıktığından bahsettim. Sorumuz basit: Sosyal medya tüm hızıyla ilerlerken geleneksel propaganda teknikleri ne durumda? Aynı başlıklı yazıda seçim haber alma süreçleri ile ilgili olarak PEW Araştırma Şirketinin (Pew Research Center) araştırmasına göre yüz yüze görüşme oranlarının yüksekliğinden de bahsetmiştim. Kampanya analizini derinleştirecek olursak partilerin seçim stratejilerinin de aslında geleneksel yöntemleri dışlamadığını, aksine tüm hızıyla devam ettirdiklerini görüyoruz.
 
2007 seçim kampanyalarının karşılaştırmalı analizlerini yaptığım doktora tezimde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin en büyük gücünü sahada seçmenlerle sürekli iletişim içinde olmasından kaynaklandığını saptamıştım. Modern iletişim teknikleri uygulanmaya başlanmış olsa da geleneksel yöntemlerden özellikle ev ziyaretlerinden, esnaf gezilerinden vs. hiç vazgeçilmediğini ve bu mecralarda uygulanan profesyonelliği ayrıntıları ile analiz etmiştim. Bu araştırmaya göre, özellikle “Mahalle Temsilcileri” sistemi ile “Mahalle Organizasyonları”nın Adalet ve Kalkınma Partisi’ne ciddi güç sağladığını biliyoruz. Seçmenlerle kurdukları iletişimin sürekliliği partinin seçmeni ayrıntısıyla tanımasını sağladığından bu seçmene doğru mesajı doğru kanallarla iletebilme başarısında rol oynayan en büyük etkenlerden de biri olduğunu söyleyebiliyoruz. Adalet ve Kalkinma Partisi`nin uyguladığı bu kampanya stratejisi ile Obama’nın 2012 seçim kampanyasını incelediğimizde gördüğümüz benzerlik şaşırtıcı.

Seçim Ofisi Sahanın Kalbi

 Seçim ofislerinin saha çalışmalarında büyük önem taşıdığını biliyoruz. Hem partililerin bir arada toplanmasına imkan vermesi hem de çalışmaların ilgili alanda koordine edilebilmesini sağlaması açısından etkili. 2012 Amerikan seçimlerinde her iki aday da seçim ofisi açmis olsa da açılan ofis sayısında ciddi fark bulunuyor. Obama’nın kararsız eyaletlerde 2008 yılında açtığı seçim ofislerini kapatmadığını biliyoruz. 2012 yılında seçim kampanyası döneminde Obama’nın 790 seçim ofisine karşılık Romney’nin 284 seçim ofisi bulunuyordu[1]. Obama’nın seçim ofisi açmadığı eyalet olmamasına rağmen Romney’nin sadece 16 eyalette seçim ofisi açması bu farkın nedenini açıklıyor. Seçim ofisi açmadaki her iki adayın ortak strateji ise en çok kararsız eyaletlerde seçim ofisi açmış olmaları. Obama kampanyası için açılan seçim ofislerinin %55’i toplam 5 eyalette bulunuyor: Ohio, Florida, Iowa, Wisconsin ve Colorado.
 
Eyalet
Obama Seçim Ofisi Sayısı
Romney Seçim Ofisi Sayısı
Ohio
131
40
Florida
104
48
Wisconsin
69
24
Iowa
67
14
Colorado
62
13
Virginia
61
29
Pennsylvania
54
25
North Carolina
54
24
Michigan
28
24
Nevada
26
12
 
 
 
Başarı Net: 10’da 10 Obama
En çok seçim ofisi açılan eyaletlerde alınan oy oranlarına bakacak olursak Obama’nın bu 10 eyaletin 10’unda da seçimi kazandığını görüyoruz. Obama’nın her eyalette seçim ofisi açtığınıbelirtmiştik. Açılan ofislerin dağılımına baktığımızda Obama`nin sadece kararsız veya Cumhuriyetçi değil, geleneksel olarak Demokrat sayılan bazıeyaletlerde de ciddi sayıda seçim ofisi açtığını görüyoruz. Örneğin California. Romney’in de geleneksel olarak Cumhuriyetçi sayılan bazıeyaletlerde seçim ofisi açtığını saptayabiliyoruz. Örneğin Utah. Kapsamlıolarak bir inceleme yaptığımızda geleneksel oy potansiyeli olan bu eyaletlerde seçim ofisi açılmasının temel nedenlerinden birinin“Bağış Toplama Aktiviteleri”olduğunu anlıyoruz. Tıpkı New York ve Texas’da da olduğu gibi… Evet, o halde seçim ofisinin bir fonksiyonun da bağış toplamak olduğunu belirtmekte yarar var. Partiler güçlü oldukları eyaletlerde açtıkları seçim ofisleri ile kampanya bütçelerine ciddi yarar sağlayabiliyorlar. Bu eyaletlerde yaşayan gönüllülerin kendi seçim ofislerini açma girişimlerinin de buralardaki ofis sayısını artıran bir etken oldugunu belirtmekte yarar var.
 Seçim ofisi sayısı elbette kampanya başarısınıgöstermede için tek veri sayılamaz. Seçim ofisinin yanı sıra bu ofislerde çalışan gönüllü sayıları,düzenlenen aktivite yoğunlukları, seçmenlere ulaşabilmedeki başarı seçim ofisinin ne derece verimli kullanıldığı ile ilgili bize ipuçları verecektir. Ama iki aday arasındaki rakamsal farklılık bile bu konudaki yaklaşım farklılıklarını gözler önüne seriyor.



[1] Rakamlar Obama ve Romney’in kampanya web sitelerinden “Ofisini Bul” başlığı altından hesaplanmıştır.


15 Şubat 2013 Cuma

Bu Ayazda Maslak Sarıyer'de Huzur Bulur Mu?

Adalet ve Kalkınma Partisi en son yaptığı “Maslak-Ayazağa-Huzur Mahallesi” düzenlemesi ile “yeni bir seçim stratejisi” değil, “1812 Massachusetts’ini” keşfetmiştir!

Massachusetts 1812 – Sarıyer 2012
Yeni Büyükşehir Yasa Tasarısı'nda yapılan değişikliklerle beraber İstanbul'un Şişli İlçesi'ne bağlı olan Maslak, Ayazağa ve Huzur mahalleleri de Sarıyer'e bağlandı. İlk açıklama Cumhuriyet Halk Partisi’nden geldi ve bunun yaklaşan yerel seçimleri içeren bir siyasi manevra olduğu söylendi.

Herhangi bir siyasi partiyi zafere götürecek oy yüzdesine ulaşmak için seçim çevrelerinin sınırları ile oynanarak o partinin yararına olacak şekilde yeniden düzenlenmesine siyaset biliminde “Gerrymandering” deniyor.

Neden Gerry Mandering? 
1812 yılında ABD’nin Massachusetts Valisi Elbridge Gerry`nin, yaklaşan seçimlerde partisine avantaj sağlamak üzere, eyaletin seçim bölgelerini kendi partisini galip çıkaracak şekilde baştan şekillendiriyor. Seçim bölgelerinin sınırları yeniden çizildiğinde seçim bölgelerinden birinin şeklinin "semender"i (İngilizcesi "salamander") andırır bir şekil oluşturması ilgi çekiyor. Bahsi geçen şekil ile Vali'nin adı Gerry ile birleştiren siyaset bilimciler (Gerry+mander) yeni bir terim ile tanışıyorlar: “Gerrymandering”. Kısaca seçim çevrelerinin, bir siyasî partinin yararına olacak şekilde düzenlenmesi. Gerrymandering’in temel özelliği seçim bölgelerinin şekillendirilmesinin iktidar partisi lehine yapılmasıdır. Temel iki stratejiye dayanıyor: “Paketleme” (packing) yöntemi ile yandaş seçmenler bir bölgeye toplayarak diğer bölgelerin etkisini en aza indiriliyor ya da “ayırma” (cracking) yöntemi ile seçmenler farklı bölgelere dağıtılıyor.

Şema üzerinde anlatacak olursak:


Sarı, mavi ve pembe ile bölünen kutuların birer seçim bölgesi oluşturduğunu düşünecek olursak birinci şema da üç alanı da en çok oy alan A kazanıyor. İkinci şemada ise iki alanı A, bir alanı B kazanıyor. Son şemada ise A sadece bir alan kazanırken, B iki alan kazanıyor. Görüldüğü gibi oy oranlarında hiçbir değişiklik olmasa bile tamamen alanların bölünme şekli ile farklı bir kazanan yaratmak mümkün olabiliyor. O halde Adalet ve Kalkınma Partisi en son yaptığı “Maslak-Ayazağa-Huzur Mahallesi” düzenlemesi ile aslında “yeni bir seçim stratejisi” değil, “1812 Massachusetts’ini” keşfetmiştir diyebilir miyiz?

Demokrat Parti Mirası
Gerrymandering sistemi ülkemizde de daha önce kullanıldı. Ne zaman? 1954 yılında Demokrat Parti genel seçimleri kazanmış olmasına rağmen kaybettiği iki ilde idari değişikliğe gitmiştir: Osman BÖLÜKBAŞI'NIN kurduğu Cumhuriyetçi Millet Partisi Kırşehir’de yüksek oy alınca tepki olarak bu ili il statüsünden ilçe statüsüne geçirmiş ve kendi ilçesi olan Nevşehir’i il yaparak oraya bağlamıştır. CHP’nin kazandığı Malatya ilini de 2’ye ayırarak Malatya ve Adıyaman olacak şekilde 2 il yapmıştır. Amaç basit: Bir sonraki seçimlerde kendisi için uygun olacak bir avantaj yakalamaya çalışmıştır.

2009 yerel seçimler öncesinde de nüfusu 2 binin altına inen 862 belde, 283 belediyenin kaldırıldığını, 43 yeni ilçe kurulduğunu da unutmamak gerekiyor.

Adana'da 2, Ankara'da 1, Antalya'da 5, Diyarbakır'da 4, Erzurum'da 2, Eskişehir'de 2, İstanbul'da 8, İzmir'de 2, Kocaeli'nde 6, Mersin'de 4, Sakarya'da 4 ve Samsun'da 3 yeni ilçe kuruldu.
Peki bütün bu manveralar ne için yapılıyor? Muhalefet partisine göre iktidar partisi yerel seçimlerde şansını artırmaya çalışıyor.

Yeni Büyükşehir kanun tasarısın bize yine bu terimi hatırlatacak uygulmalar içermektedir. Hatay’da tamamen Alevilerin yaşadığı bölgede 2 yeni ilçe yaratılmıştır; Defne ve Arsus ilçeleri. Bu tasarıya ilk tepki Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal KILIÇDAROĞLU ve Genel Başkan Yardımcısı Nihat MATKAP’tan gelmiş bu uygulama ile Alevilerin diğer ilçelere ve genele olan etkisi azaltılmak istendiği söylenmiştir.

Maslak, Ayazağa ve Huzur Mahallerinin Sarıyer ilçesine bağlanma senaryosu
29 Mart 2009 yerel seçimlerinde Sarıyer’de Cumhuriyet Halk Partisinin 37,5%’lik oy oranı ve 54,909 oyla birinci parti olarak seçimi kazanırken Adalet ve Kalkınma Partisi 31,8% ile 46,546 oyda kalmıştı. En son yapılan 2011 genel seçimlerine göre Ayazağa, Maslak ve Huzur Mahallesi'nde ise toplamda AKP 15,061, CHP 6,434 oy almıştır. (Fark 8,627) Yine bu seçimlerde Sarıyer’deki oy dağılımına bakacak olursak CHP 74,606, AKP 71,301 oy almıştır. Bu haliyle bakıldığında yeni düzenleme AKP’ye avantaj sağlamak amacı ile mi yapıldı sorusu akıllara gelebilir. Bu noktaya zaten birçok gazetede değinildi. Fakat, dikkat edilmesi gereken diğer bir nokta da köylerin oy durumu. Yeni Büyükşehir Kanun kanun tasarısı ile CHP’nin Sarıyer’de yakaladığı avantaj: Yeni Büyükşehir Kanun tasarısı ile köylerin mahalle olarak tanınıp ilçe belediyelere oy verebilmesinin önü açıldı. 2011 Genel seçimlerinde Sarıyer’deki 8 köy dikkate alındığında ise AKP’nin toplam oyu 4,687 iken CHP’nin oyu 9,712’dir (Fark 3,602). Yani aslında yeni kanun tasarısı ile CHP Sarıyer’de büyük bir avantaj yakalıyor. O halde bu yeni mahalle düzenlemesini yeni kanun tasarısının CHP’ye doğurduğu avantajı kaldırmak için yapılmış bir manevra olarak da kabul edebilir miyiz?

Sonuç
Resime bu hali ile istatistiksel olarak bakıldığında başarılı bir “gerrymandering” uygulaması yapıldığını söylemek mümkün. Fakat, unutulmaması gereken önemli bir nokta genel seçim ile mahalli seçim dinamiklerinin çok farklı olduğu ve değişen seçim kampanyaları stratejilerine göre seçmenlerin büyük bir kısmının aslında bir parti tekelinde olmadığı gerçeği... 2009 mahalli seçimleri öncesinde AKP oy oranının yüksek olduğu Bahçeköy’ün dağ köyü statüsünden çıkartılarak Sarıyer ilçesine oy vermesi sağlanmış, CHP oy oranlarının yüksek olduğu Zekeriyaköy, Demirciköy gibi gibi köyleri de dağ köyü statüsüne indirerek Sarıyer ilçesine değil sadece Büyükşehir Belediyesi’ne oy vermesi sağlanmış olmasına rağmen CHP Belediye Başkan adayı Şükrü Genç doğru stratejilerle bu ilçede seçimleri kazanmayı başarabilmişti. Önümüzdeki mahalli seçimlere yaklaşık bir yıl var ve başarı şüphesiz zamanın ve toplumun ruhunu yakalayarak daha çok çalışan partinin olacaktır.

10 Şubat 2013 Pazar

1 Yıl 87 Ülke 101 Kampanya


2012 yılı, başkanlık seçimleri, parlamento seçimleri ve referandumlarla birlikte toplam 87 ülkede yapılan 101 seçim kampanyasına şahit oldu... 2013 yılında da 76 ülkede yapılacak 81 seçim kampanyası bizleri bekliyor...

Seçim Bütçeleri Uluslar Arası Şirketlerin Pazarlama Bütçelerini Geride Bıraktı!

19 Kasım 2012 tarihli Time dergisinde yayınlanan rakamlara göre 6 milyar dolarlık kampanya harcamaları ile Amerikan seçim kampanyaları bir rekora imza attı. Bahsi geçen rakam birçok uluslar arası şirketin senelik pazarlama bütçesinin önünde. Procter&Gamble’nin senelik pazarlama bütçesinin 3 milyar dolar, AT&T’nin 1,9 milyar dolar olduğunu düşünecek olursak kampanyalara yapılan yatırımın boyutlarını anlamak mümkün. “Siyasal İletişim”’in ortaya çıkışını, araştırmalara konu olmasını son 60 – 70 yılın bir ürünü olduğunu düşünerek bu rakamlara şaşırmamak gerekiyor. Çünkü aslında siyasal iletişimin ilk ortaya çıkışı ve kullanılması Antik Yunan’a kadar uzanan bir yolculuk. O dönem bu şekilde adlandırılmamış olsa da bugün baktığımızda kullanılan yöntem ve teknikler itibari ile “siyasal iletişim” kullanıldığını söylemek mümkün.

Seçim Zaferinin Şartı: Başarılı Siyasal İletişim

Adından da anlaşılacağı üzere siyasal iletişim “siyasal” ve “iletişim” olmak üzere iki ayaktan oluşan disiplinler arası bir çalışma alanı. Elbette politikanın bilimselleşmesi siyasal iletişimin de ayrı bir disiplin olarak kabul edilmesinde önemli bir etken olmakla beraber 19. yüzyılda kitle iletişim araçlarının gelişmesiyle de birlikte bu alanın bir disiplin olarak ilerlemesi hız kazandı. Bugün sosyoloji, sosyal psikoloji, psikoloji, halkla ilişkiler, reklamcılık, sosyal antropoloji ve tabii propoganda gibi alanlarla da yakından ilgili bir alan olarak konumlanmıştır.

Siyasal iletişiminin kendine has özelliklerinden, modellerinden ve yaklaşımlarından bahsetmek mümkün. Bu yanı ile herhangi bir iletişim sürecinden farklılıklar içerdiğini kabul etmemiz gerekiyor. Oysa Türkiye’de siyasal iletişimin stratejik yönü ve etkisi halen anlaşılamadığı için kullanım alanı oldukça kısıtlı kalmıştır. Birçok siyasi partimiz ve siyasetçimiz halen kulaktan dolma bilgi ve el yordamı ile iletişim kurabilmeye çalışmakta.

Siyasal iletişimin odak noktası elbette seçimler ve seçim kampanyaları. Bu blogtaki temel amaç da hem siyasal iletişimin çeşitli konu başlıkları hem de seçim kampanyaları ile ilgili biraz perde aralayabilmek. Çünkü dünyanın farklı köşelerinde sürekli seçimler ve seçim kampanyaları yapılıyor ve siyasal iletişim araçları değişiyor, gelişiyor.

Rekabetin yüksek olduğu ve iletişim mecralarının bu denli artığı bir ortamda başarının olmazsa olması bu konulara bilinçli yaklaşımdan geçmekte. İşte bu nedenle bu blog’ta dünyadaki kampanya örneklerine, uluslar arası araştırmalara, kampanya analizlerine ve siyasal iletişimde yaşanan yeniliklere yer vererek seçim zaferlerine farklı bir bakış açısı katmaya çalışacağız.