Ak Parti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ak Parti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mart 2013 Perşembe

“YAKINLIK POLİTİKASI” İŞBAŞINDA... ABD -TÜRKİYE FARK ETMİYOR... SEÇMEN YAKINLIK GÖRMEK İSTİYOR!

"Obama ve Erdoğan'ın Ortak Kampanya Stratejisi: Güçlü Saha Çalışması" başlıklı yazımda geleneksel kampanya yöntemlerinin seçim dönemlerinde artarak kullanılmaya devam ettiğinden bahsetmiştim. Geleneksel yöntemlerin geri dönüş yaşamasının en doğal sonucu, adayların seçmenlerle daha kişisel ilişkiler kurabilmesi ve seçmenle yakınlaşacak aktivitelerin özellikle seçim dönemlerinde hız kazanması olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Siyasal iletişimciler bu geri dönüşün siyasi yansımasına bir isim de verdiler:  “Yakınlık Politikası”(La Politique de Proximité) 

Yakınlık Politikası aslında yeni bir kavram değil; Antik Yunan’da doğrudan demokrasi yönetimi altında uygulanan en basit yöntem. Türkiye’deki seçim ve siyasal iletişim tarihçesine baktığımız zaman da en çok uygulanan propaganda yöntemi olarak karşımıza çıktığını görüyoruz. Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri'nde son yıllarda artan geleneksel propaganda tekniklerinin seçim kampanyalarında kullanılması ile birlikte bu kavram daha da önem kazandı ve siyasal iletişimin kalbine oturdu.


Seçmen Adayı İle İletişimde Olmak İstiyor!

Seçmenlerle yakınlık kurmak, seçim kampanyalarını bu anlayışın üzerine inşa etmek artık vazgeçilmez bir olgu. Rémi Lefebvre’nin Martine Aubry’nin 2001 Lille Belediye Başkanlık seçim analizlerini yazdığı kitabında “Artık iyi kampanyadan bahsetmek isteniyorsa kişiler arası dialoğun önemini kavrayan, seçmeni dinleyebilen ve yereli hedef alan bir kampanya kurgusundan söz etmek gerekiyor” cümlesi bize Avrupa’da da bu anlayışın aslında bir zamandır oturtulmaya çalışıldığını gösteriyor.

“Yakınlık Politikası” Görünür Olmak Demek Değil!

Siyasal iletişimcilerinin “Yakınlık Politikası” kavramından kastettiği, birebir seçmenlerle birlikte olmayı gerektirdiği için uygulanabilmesinin olmazsa olmaz şartı “saha”da, yani seçmenin olduğu mekanda bulunmak. “Yakınlık Politikası” görünür olmak demek de değil. Seçmenlerin adayı tanıyor olması, kendilerini adaya yakın hissetmeleri anlamına gelmiyor. Seçmenin adayla empati kurabilmesi gerekiyor. Seçmenin derdini dinlemek, özlemlerini anlamak, ihtiyaçlarına cevap verebilmek, birebir diyalog kurarak seçmenle aynı dili konuşabildiğini hissettirebilmek yakınlık politikasının temel ilkeleri...

En Başarılı “Yakınlık Politikası” Uygulaması: Adalet ve Kalkınma Partisi

Doktora tezimde siyasi partilerin 2007 seçim kampanyalarının karşılaştırmalı analizlerini yaparken, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin en büyük gücünü sahadan aldığını ve seçmenlerle kurduğu yakın ilişkinin bu başarıda büyük önem taşıdığını savunmuştum.

Yakınlık Politikasının geliştirilmesinde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin en büyük avantajı saha çalışmasını sürekli yapıyor olması. Diğer partilerin aksine bu çalışmaların sadece seçim dönemlerinde değil, yılın tümüne yayılmış bir şekilde daha sistemli, periyodik ve sürekli olarak yapılıyor olması partiye büyük güç katıyor. Partililerin yaptıkları düzenli ziyaretler, esnaf gezileri, ev ziyaretlerinin temelinde de seçmenlerle yakınlık kurmak ve sonraki dönemlerde de kurulan yakınlığı sürdürmek geliyor. Ziyaretin kurgulanması sırasında farklı seçmen gruplarının empatilerini yakalayabilmek ve yakınlık kurulmasını kolaylaştırabilmek için farklı demografik özelliklere sahip kişilerin gezilere katılmasına özen gösteriliyor. Yani, kadın, erkek, genç, yaşlı vs. gibi.. Yapılan ziyaretlerde karşı tarafa soru sorma ve söz söyleme için geniş bir zaman süreci ayırılması da ziyaretlerdeki başarının bir parçası.

Adalet ve Kalkınma Partisi’nde Belediye Parti El Ele

Siyasi parti liderleri, seçmenlerle yakınlık politikası geliştirilmesinde etkin bir role sahip. Parti liderini kendisine yakın gören seçmen kurduğu empatiyi, partinin diğer üyelerine/adaylarına da kolaylıkla yansıtabiliyor. Fakat sadece parti liderleri değil elbette. Belediye başkanları da, partinin yereldeki yüzü olması açısından, çok önemli bir role sahipler. Adalet ve Kalkınma Partisi, yerel yönetici faktörünü en etkin kullanan siyasi parti. İl veya ilçenin belediyesi Adalet ve Kalkınma Partisine ait ise, belediye başkanlarının ve yardımcılarının partinin diğer üyeleriyle beraber saha çalışmalarına aktif olarak katılmaları seçmenlerle yakınlık kurulması açısından büyük kolaylık sağlıyor.


Belediye başkanlarının partinin saha çalışmalarına, düzenlediği ziyaretlere katılması çalışmanın içeriğini zenginleştiren bir unsur. Çünkü belediye başkanı ve çalışanları yerel sorunlara en hakim kişiler. Dolayısı ile çalışmanın içeriğinin yerelleştirmesi, hatta belediyenin konuya hakimiyetine göre içeriğin kişiselleştirilmesi, ortak bir çalışma yapıldığı takdirde daha kolay ve elbette daha mümkün.


Büyükşehir ve ilçe belediyelerinin büyük bir kısmının Adalet ve Kalkınma Partisi’ne ait olduğunu biliyoruz. Yerel yönetimdeki bu üstünlük, söz konusu  yakınlık politikası geliştirebilmesi olduğunda, Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi’ne kıyasla partiye büyük bir avantaj sağladığını söylemek mümkün.
 

Amerikan Seçimlerinde de Durum Farklı Değil!

2012 Amerika Birleşik Devletleri Başkanlık Seçimlerini incelediğimizde, de seçmenle yakınlık kurmanın seçim zaferi kazanmada ne derece önemli olduğunu bir kez daha görüyoruz. Seçmen partilileri ve adayları sahada görmek istiyor, tanımak istiyor. Ama en çok Başkan adayını görmek istiyor. Bu gerçeği anlayan kampanya danışmanları, adayları seçmenlerle buluşturacak organizasyonlar düzenliyor. Türkiye’de bu organizasyonlar daha çok “açılışlar” ve “parti mitingleri” kapsamında gerçekleştirilip, liderin aslında birebir seçmenle diyalog içine girmesini engellerken, Amerikan seçimlerinde gördüğümüz, bu etkinliklerin çok daha çeşitli olduğu ve liderin seçmenlerle daha yakın bir diyalog içine girmesine fırsat tanıyacak şekilde organize ediliyor olması.

20 Ocak 2009 - 7 Eylül 2012 arası Başkan Obama’nın en çok ziyaret ettiği eyaletlerde düzenlenen toplam etkinlik sayısı ve burada alınan oy oranlarına bakacak olursak [1]:



Sıra
Eyalet
Toplam Etkinlik Sayısı
Obama Oy Oranı %
Romney Oy Oranı %
1
New York
71
62,6
36
2
California
56
59,3
38,3
3
Florida
46
50
49,1
4
Virginia
46
50,8
47,8
5
Ohio
44
50,1
48,2
6
Illinois
32
57,3
41,1
7
Maryland
31
61,7
36,6
8
Iowa
30
52,1
46,5
9
Pennsylvaniaada
28
52
46,8
10
Teksas
21
41,4
57,2


Obama’nın en çok ziyaret ettiği eyaletler, bu eyaletlerde düzenlenen etkinlik sayısı ve seçim kazanma oranlarına bakacak olursak çarpıcı bir paralellik bulunuyor. Adayın en çok ziyaret ettiği eyaletlerin, aynı zamanda en çok etkinliğin düzenlendiği eyaletler olduğunu görüyoruz. Çünkü artık kampanya danışmanları biliyor ki, adayın eyalet ziyaretinin başarıya ulaşabilmesinin en önemli şartı adayın bulunduğu süre boyunca maksimum seçmenle bir araya getirebilmekten geçiyor. Bu eyaletlerin çoğunun kararsız seçmenlerin yoğunlukta yaşadığı eyaletler olduğunu düşünecek olursak, yakalanan başarı çarpıcı.

Yukarıdaki tabloyu incelediğimizde Barack Obama’nın en çok ziyaret ettiği ilk on eyaletten Teksas haricinde dokuzunda seçimi kazandığını görüyoruz. Elbette, seçim başarısını sadece bir etkene bağlamak mümkün değil ama bu parallelliği de göz önünde tutmamız gerekiyor. Çeşitli ülkelerde yapılan seçim kampanyalarını da incelediğimizde görüyoruz ki liderin seçmenlerle bir araya gelmesi ve seçmenlerle kurulan yakınlık politikası artık kampanyaların vazgeçilmez bir stratejisi...

[1] www.fairvote.org

15 Şubat 2013 Cuma

Bu Ayazda Maslak Sarıyer'de Huzur Bulur Mu?

Adalet ve Kalkınma Partisi en son yaptığı “Maslak-Ayazağa-Huzur Mahallesi” düzenlemesi ile “yeni bir seçim stratejisi” değil, “1812 Massachusetts’ini” keşfetmiştir!

Massachusetts 1812 – Sarıyer 2012
Yeni Büyükşehir Yasa Tasarısı'nda yapılan değişikliklerle beraber İstanbul'un Şişli İlçesi'ne bağlı olan Maslak, Ayazağa ve Huzur mahalleleri de Sarıyer'e bağlandı. İlk açıklama Cumhuriyet Halk Partisi’nden geldi ve bunun yaklaşan yerel seçimleri içeren bir siyasi manevra olduğu söylendi.

Herhangi bir siyasi partiyi zafere götürecek oy yüzdesine ulaşmak için seçim çevrelerinin sınırları ile oynanarak o partinin yararına olacak şekilde yeniden düzenlenmesine siyaset biliminde “Gerrymandering” deniyor.

Neden Gerry Mandering? 
1812 yılında ABD’nin Massachusetts Valisi Elbridge Gerry`nin, yaklaşan seçimlerde partisine avantaj sağlamak üzere, eyaletin seçim bölgelerini kendi partisini galip çıkaracak şekilde baştan şekillendiriyor. Seçim bölgelerinin sınırları yeniden çizildiğinde seçim bölgelerinden birinin şeklinin "semender"i (İngilizcesi "salamander") andırır bir şekil oluşturması ilgi çekiyor. Bahsi geçen şekil ile Vali'nin adı Gerry ile birleştiren siyaset bilimciler (Gerry+mander) yeni bir terim ile tanışıyorlar: “Gerrymandering”. Kısaca seçim çevrelerinin, bir siyasî partinin yararına olacak şekilde düzenlenmesi. Gerrymandering’in temel özelliği seçim bölgelerinin şekillendirilmesinin iktidar partisi lehine yapılmasıdır. Temel iki stratejiye dayanıyor: “Paketleme” (packing) yöntemi ile yandaş seçmenler bir bölgeye toplayarak diğer bölgelerin etkisini en aza indiriliyor ya da “ayırma” (cracking) yöntemi ile seçmenler farklı bölgelere dağıtılıyor.

Şema üzerinde anlatacak olursak:


Sarı, mavi ve pembe ile bölünen kutuların birer seçim bölgesi oluşturduğunu düşünecek olursak birinci şema da üç alanı da en çok oy alan A kazanıyor. İkinci şemada ise iki alanı A, bir alanı B kazanıyor. Son şemada ise A sadece bir alan kazanırken, B iki alan kazanıyor. Görüldüğü gibi oy oranlarında hiçbir değişiklik olmasa bile tamamen alanların bölünme şekli ile farklı bir kazanan yaratmak mümkün olabiliyor. O halde Adalet ve Kalkınma Partisi en son yaptığı “Maslak-Ayazağa-Huzur Mahallesi” düzenlemesi ile aslında “yeni bir seçim stratejisi” değil, “1812 Massachusetts’ini” keşfetmiştir diyebilir miyiz?

Demokrat Parti Mirası
Gerrymandering sistemi ülkemizde de daha önce kullanıldı. Ne zaman? 1954 yılında Demokrat Parti genel seçimleri kazanmış olmasına rağmen kaybettiği iki ilde idari değişikliğe gitmiştir: Osman BÖLÜKBAŞI'NIN kurduğu Cumhuriyetçi Millet Partisi Kırşehir’de yüksek oy alınca tepki olarak bu ili il statüsünden ilçe statüsüne geçirmiş ve kendi ilçesi olan Nevşehir’i il yaparak oraya bağlamıştır. CHP’nin kazandığı Malatya ilini de 2’ye ayırarak Malatya ve Adıyaman olacak şekilde 2 il yapmıştır. Amaç basit: Bir sonraki seçimlerde kendisi için uygun olacak bir avantaj yakalamaya çalışmıştır.

2009 yerel seçimler öncesinde de nüfusu 2 binin altına inen 862 belde, 283 belediyenin kaldırıldığını, 43 yeni ilçe kurulduğunu da unutmamak gerekiyor.

Adana'da 2, Ankara'da 1, Antalya'da 5, Diyarbakır'da 4, Erzurum'da 2, Eskişehir'de 2, İstanbul'da 8, İzmir'de 2, Kocaeli'nde 6, Mersin'de 4, Sakarya'da 4 ve Samsun'da 3 yeni ilçe kuruldu.
Peki bütün bu manveralar ne için yapılıyor? Muhalefet partisine göre iktidar partisi yerel seçimlerde şansını artırmaya çalışıyor.

Yeni Büyükşehir kanun tasarısın bize yine bu terimi hatırlatacak uygulmalar içermektedir. Hatay’da tamamen Alevilerin yaşadığı bölgede 2 yeni ilçe yaratılmıştır; Defne ve Arsus ilçeleri. Bu tasarıya ilk tepki Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal KILIÇDAROĞLU ve Genel Başkan Yardımcısı Nihat MATKAP’tan gelmiş bu uygulama ile Alevilerin diğer ilçelere ve genele olan etkisi azaltılmak istendiği söylenmiştir.

Maslak, Ayazağa ve Huzur Mahallerinin Sarıyer ilçesine bağlanma senaryosu
29 Mart 2009 yerel seçimlerinde Sarıyer’de Cumhuriyet Halk Partisinin 37,5%’lik oy oranı ve 54,909 oyla birinci parti olarak seçimi kazanırken Adalet ve Kalkınma Partisi 31,8% ile 46,546 oyda kalmıştı. En son yapılan 2011 genel seçimlerine göre Ayazağa, Maslak ve Huzur Mahallesi'nde ise toplamda AKP 15,061, CHP 6,434 oy almıştır. (Fark 8,627) Yine bu seçimlerde Sarıyer’deki oy dağılımına bakacak olursak CHP 74,606, AKP 71,301 oy almıştır. Bu haliyle bakıldığında yeni düzenleme AKP’ye avantaj sağlamak amacı ile mi yapıldı sorusu akıllara gelebilir. Bu noktaya zaten birçok gazetede değinildi. Fakat, dikkat edilmesi gereken diğer bir nokta da köylerin oy durumu. Yeni Büyükşehir Kanun kanun tasarısı ile CHP’nin Sarıyer’de yakaladığı avantaj: Yeni Büyükşehir Kanun tasarısı ile köylerin mahalle olarak tanınıp ilçe belediyelere oy verebilmesinin önü açıldı. 2011 Genel seçimlerinde Sarıyer’deki 8 köy dikkate alındığında ise AKP’nin toplam oyu 4,687 iken CHP’nin oyu 9,712’dir (Fark 3,602). Yani aslında yeni kanun tasarısı ile CHP Sarıyer’de büyük bir avantaj yakalıyor. O halde bu yeni mahalle düzenlemesini yeni kanun tasarısının CHP’ye doğurduğu avantajı kaldırmak için yapılmış bir manevra olarak da kabul edebilir miyiz?

Sonuç
Resime bu hali ile istatistiksel olarak bakıldığında başarılı bir “gerrymandering” uygulaması yapıldığını söylemek mümkün. Fakat, unutulmaması gereken önemli bir nokta genel seçim ile mahalli seçim dinamiklerinin çok farklı olduğu ve değişen seçim kampanyaları stratejilerine göre seçmenlerin büyük bir kısmının aslında bir parti tekelinde olmadığı gerçeği... 2009 mahalli seçimleri öncesinde AKP oy oranının yüksek olduğu Bahçeköy’ün dağ köyü statüsünden çıkartılarak Sarıyer ilçesine oy vermesi sağlanmış, CHP oy oranlarının yüksek olduğu Zekeriyaköy, Demirciköy gibi gibi köyleri de dağ köyü statüsüne indirerek Sarıyer ilçesine değil sadece Büyükşehir Belediyesi’ne oy vermesi sağlanmış olmasına rağmen CHP Belediye Başkan adayı Şükrü Genç doğru stratejilerle bu ilçede seçimleri kazanmayı başarabilmişti. Önümüzdeki mahalli seçimlere yaklaşık bir yıl var ve başarı şüphesiz zamanın ve toplumun ruhunu yakalayarak daha çok çalışan partinin olacaktır.