söylem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
söylem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ağustos 2015 Pazartesi

OBAMA'YA SEÇİM KAZANDIRAN SOSYAL MEDYA EKİBİ İSTANBUL'DA İDİ*

Barack Obama’nın efsanevi 2012 seçim kampanyası direktörleri 6 Mart 2015 tarihinde İstanbul Ritz Carlton Oteli’nde Element Strateji  Yönetimi’nin düzenlediği “Hedef: Hedef Kitle” konferansında buluştu.


7 Haziran öncesi nefesler tutuldu ve seçim maratonuna girildi. Seçim kampanyaları da her seçim döneminde olduğu gibi yine tartışmaların odak noktasını oluşturmaya başladı. Hangi partinin hangi ajansla çalışacağı, sloganı,kullanacakları söylemler büyük bir merak konusu olurken yine her seçim döneminde olduğu gibi “kampanya seçim kazandırır mı?” sorusu da tartışma konuları arasına girdi.

Kamuoyu bu tartışmaları yaparken biz de Element Strateji Yönetimi olarak, 6 Mart 2015 tarihinde İstanbul Ritz Carlton Oteli’nde “Hedef: Hedef Kitle” konferansını düzenleyerek Barack Obama’nın efsanevi 2012 seçim kampanyasının önemli aktörlerinin bizlerle kampanya tecrübelerini paylaşmalarını istedik. Amacımız, hem kampanyalarının bilinmeyen arka planlarını göstermek, hem de seçim kampanyalarında kullanılan iletişim strateji ve taktiklerinin diğer alanlardaki uygulanabilirliklerine de dikkat çekmekti. 




Konferansa Barack Obama'nın 2012 Başkanlık Seçimleri ulusal saha direktörü görevini yürüten Jeremy Bird, Obama'nın 2012 Dijital Kampanya Direktörü Teddy Goff, Twitter'ın Asya Direktörü Peter Greenberger, Boris Yeltsin’in imaj danışmanı Igor Mintusov, Bill Clinton'ın batı eyaletleri kampanya sorumlusu ve Barack Obama'nın Denver/Colorado anketörü Rick Ridder, uluslararası ödüllü Anketör Joannie Braden ve Türkiye’den Bahattin Yücel, Haluk Şahin, Mehveş Evin, Volkan Karsan, İzmir Tolga ve Gökhan Yücel katıldı.

Konferans,  adından da anlaşılabileceği üzere, hedef kitleyi bulma, doğru mesajları, içerikleri üretme ve hedef kitleye doğru kanaldan ulaşabilme sorunsalı üzerine odaklandı. Sahada, dijitalde ve sosyal medyada farklı kazanma  kurallarının da anlatımı ile başarılı bir kampanyanın tüm ayaklarını bütünsel bir bakış açısıyla katılımcılarımız ile paylaşmak istedik. Tüm gün süren konferanstan Türkiye için de çıkarılacak çok konu başlığı bulunuyor.

Yerel Liderler Yaratmak

Konferansın ilk konuşmacısı, Barack Obama’nın 2012 seçim kampanyasında 2.2 milyon gönüllü toplayarak dünyanın en büyük gönüllü organizasyonu oluşturan ve bu rakamla Obama’nın  “gönüllülerle seçim kazandı”  efsanesini yaratan Ulusal Saha Direktörü Jeremy Bird yerel düzeyde liderler yaratmanın önemini ve başarılı bir saha organizasyonu için kaçınılmazlığını vurguladı.İnsanların kampanyaya olan bağlılılarının artırmanın kampanya için önemini anlatan Bird, yerel düzeyde yetkilendirmenin seçmenlerle daha kişisel bir ilişki kurmayı kolaylaştırdığını ifade etti.

Seçmenle Kişisel İlişki Kurmak

2013 yılında Fortune dergisinin, önümüzdeki yıllarda geleceği şekillendirecek 40 yaşından genç en etkili 40 yönetici (40 under 40) arasında gösterilen Bird, başarılı bir kampanyanın en temel ayaklarından birinin de seçmenlerin kim olduğunu anlamak ve seçmenle kişisel bir iletişime geçilmesi olduğunu ifade etti.  Saha çalışmalarının kişisel ilişki kurmadaki önemine değinerek seçmene sadece ulaşmanın yeterli olmadığını, seçmenin sorunlarını ve beklentilerini ilk ağızdan dinlenmesi gerektiğini de ekledi.


“Güneş Batmayan İmparatorluk: Twitter”

Konferansa Singapur’dan canlı video-konferans ile katılan Twitter’ın Asya Direktörü Peter Greenberger‘ın “Güneş Batmayan İmparatorluk” olarak nitelediği Twitter’ın 288+ milyon aylık aktif kullanıcısı, 500+ milyon sabit kullanıcısı ile dünyanın en etkili sosyal medya araçlarından biri olduğu bilinen bir gerçek. Greenberger, ilk 1 milyar tweet’e ulaşmanın 3 yıl, 2 ay, 1 gün sürdüğünü oysa şimdi her 2 günde 1 milyar tweete ulaşıldığını söylemesi ile zaten Twitter’ın sunduğu fırsatları tahmin etmek dinleyiciler açısından da daha kolaylaştı.  Eskiden cevap vermek için haber süresi kavramı varken artık bu süre Twitter sayesinde saniyelere ve 140 karaktere inmesi de bize ulaşılan rakamın nedenlerini anlamaya yetiyor.

“Twitter sadece sosyal bir ağ değil, bir konuşma platformu”

Twitter bize kişilerin ilgi alanlarını gösterdiğini, böylece kullanıcılar hakkında birçok bilgi öğrenebildiğini vurgulayan Greenberger kim kimi takip ediyor, hangi hesaplarla bağ kuruyor, ne hakkında tweet atıyor gibi birçok bilgi sayesinde kullanıcıların ilgi alanlarının ve profillerinin çıkarılmasının mümkün olduğunu da ekledi. Twitter’da olan herkesin platformdaki herkese ulaşması da Twitter’ın dialoglara açık olmak istediğinin ve bir konuşma platform olduğunun da en temel göstergesi.

Twitter’da Takipçi Sayısı Artırmanın İpucu

Twitter deyince takipçi sayısından bahsetmemek mümkün gözükmüyor. Daha fazla kişi tarafından takip edilmenin yolları ülkeden ülkeye ve konjonktüre bağlı olmakla beraber gerçek bir kişi izlenimi vermek, samimi bir ses tonu kullanmak, görselleri etkili kullanmak, doğru zamanda doğru mesajı iletmek, olabildiğince güncel olmak ve hashtag kullanmak Greenberger’a göre takipçi sayısı artırmanın olmazsa olmazları arasında sayılabilir.

Slogan Mesaj Değildir

ABD eski başkanı Bill Clinton’un başkanlık seçim sürecinde Batı Eyaletleri Kampanya Organizasyon Sorumlusu olarak görev yapan uzman anketör Rick Ridder ve Meksika, İngiltere, Avustralya, İspanya, İsveç gibi ülkelerdeki siyasi kampanyalarda etkin görevler alan uluslararası ödüllü anketör Joannie Braden konferansın ilgi çeken konuşmacıları arasındaydı. “Ridder/Braden” danışmanlık firmasını da kurucuları olan ikili hedef kitleyi bulma ve bu kitleye yöenelik mesaj üretme yöntemleri üzerinde durdu.


Slogan ve mesajın farklı olduğunun defalarca altını çizen Ridder iyi bir mesaj oluşturmakta kilit önem taşıyan dört unsuru “karşılaştırmalı ifade”, “vizyon”, “değerler” ve “gerçek sorunlar” olarak ifade etti.  Hedef kitleye özellikle onlar açısından önem ve anlam taşıyan konulardan bahsetmek gerektiğinin altını çizen Ridder ihtiyaç analizinin önemini de vurguladı



Mesajda Sadelik

Braden da  mesajın, kitleleri ikna etmek için kullanılan, dürüst bilgilerin bir parçası olduğunu söylerek mesajın adayın ne için mücadele ettiğinizi gösterdiğini bu nedenle hedef kitleye ev hayvanlarından ekonomiye kadar her konuda mesaj verebileceğinden bahsetti. Mesaj iletmede sadeliğe dikkat çeken Braden, tüm kavramları, temaları açıklamaya çalışmanın sözcükler arasında boğulma anlamına geleceğinden bahsetti.


Dijital’de Sıkıcı Olmayın

Konferansın bir önemli konuşmacısı da Barack Obama’nın 2012 Dijital Kampanya Direktörü Teddy Goff’tu. Time Dergisi tarafından “Dünyayı değiştiren 30 yaşın altındaki 30 kişi” arasında gösterilen Barack Obama’nın 2012 Seçimleri Dijital Direktörü Teddy Goff, Obama için yürüttüğü kampanyada, internet üzerinden 690 milyon doların üzerinde bağış toplamış, 1 milyondan fazla seçmen kaydetmişti.  Facebook’ta 45 milyon, Twitter’da 33 milyon takipçi toplamasıyla da  Obama’ya “Sosyal Medyada Kazanan Başkan ” ünvanını da kazandırmıştı.

Goff’a göre dijitalin olmazsa olmaz birinci temel kuralı sıkıcı olmamak. Siyasetin genellikle toplum tarafından sıkıcı ve tekdüze bulunduğunu ancak kendisinin buna asla katılmadığını söyledi. Seçmenlere sıkıcı olmayan, yer yer komik yer yer de eğlenceli içerikler sunmanın başarıyı yakalamanın en temel formüllerinden biri olduğunu söyleyen Goff, eğlenceli içeriklerle de  hedef kitleye ilham verici ve bilgi verici bir iletişim yapılabileceğini söyledi.

Haber Bülteni Yerine Sosyal Medya

Kampanya döneminde adayların yapacağı en büyük hatlardan birinin dijitali ihmal etmek olacağını söyleyen Goff dijital alanda özgün ve sahici olmanın ve insanı öne çıkarmanın öneminden bahsetti. İnsanların eskiden haber bültenlerini takip ettiğini, oysa şimdi haber almanın da en önemli mecralarından birinin sosyal medya olduğunu söyleyen Goff sosyal medyada hesabı olmayan yaşlı insanların da torunlarının hesaplarının olduğunu, dolayısı ile haberlerinde yine buradan yayılabileceğini ekledi.

Dijitalde Başarının Üç Sırrı

Teddy Goff’a göre, iyi bir iletişim yakalamak için yapılması gereken en önemli üç kural eğlenceli içerik oluşturmak, ağlar üzerinden komüniteler kurarak güven inşa etmek ve bireysel iletişimi hedeflemek.


Hedef: Hedef Kitle konferansı bize bir kez daha gösterdi ki başarılı bir siyasal iletişim kampanyasının sihirli bir formülü yok ve  başarı ancak birçok farklı faktörün entegrasyonu ile sağlanabilir.  Başarılı bir kampanyanın iyi bir aday, güçlü ve somut mesajlar, dijital ve saha çalışmalarının entegrasyonu gibi birçok faktöre bağlı olabileceğini gibi seçmen davranışlarının da psikolojik boyutlarının incelenmesi gerekiyor.


*Aynı başlıklı yazı Kadir Has Üniversitesi Panorama KHAS Dergisi 17. sayısında yayınlanmıştır.
İlgili Link:  http://www.khas.edu.tr/uploads/panoramakhas/sayi17/13.pdf


18 Eylül 2014 Perşembe

“MARJİNAL” POLEMİĞİ İLE HDP’Yİ YIPRATMAK MÜMKÜN MÜ?


Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarının halen en çok tartışılan konularından birisi Selahattin Demirtaş’ın başarısı ve HDP’nin bu başarıyı 2015 Genel Seçimleri’ne taşınıp taşıyamayacağı sorusudur. Kısaca hatırlamak gerekirse, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Selahattin Demirtaş, “Yeni Yaşam Çağrısı” adını verdiği söylemini ilkeler üzerinden kurdu ve demokrasiye, adalete, barışa, gençlere, kadınlara, çevreye karşı bakışını hep bu ilkeler çerçevesinde açıklayarak HDP’ye yeni bir konumlandırma getirmişti.

Partinin yeni konumlanması ve Selahattin Demirtaş’ın seçim başarısı tartışılırken, KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı  Cemil Bayık Vatan Gazetesi’nde Ruşen Çakır’a Cumhurbaşkanı seçim sonuçlarını değerlendirdi. Söyleşide kullandığı "HDP bazı marjinal yaklaşımlardan kendisini kurtarmalı” söylemi de birden gündeme düştü. Bayık, “Marjinal yaklaşımların” tam olarak açılımını yapmasa da, HDP içindeki "bazı sol grupları" ya da 'lezbiyen-gay örgütlerin varlığını" işaret ettiği yorumları yapıldı. Bu söylem bize 23 Ekim 2013’te BBC Türkçe’ye konuşan BDP TBMM Grubu üyesi Altan Tan’ın HDP eleştirilerini hatırlattı. Tan: "Bu işi yürüten arkadaşlarımız sadece marjinal solla sınırlı kaldılar Türkiye'de. Bu marjinal solun önemli bir kısmı da dinle, İslam'la barışık değil. Kürt İslamcılar da bunlara sıcak bakmıyor, Türkiyeli Müslümanlar da sıcak bakmıyor. Hatta liberal çevrelerle bile bu marjinal solun arası iyi değil.[1]" diyerek HDP Projesini eleştiriyordu. Daha sonrasında Tan, Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarından memnun kalmış olacak ki 11 Ağustos’ta Aljazeera’ya yeni açıklamalarda bulundu:  “Doğru aday, doğru Türkiyelilik perspektifi, yani sadece marjinal solu değil dindarları, demokratları, sol liberalleri kucaklayan bir çizgi Selahattin Demirtaş”  diyordu bu sefer Tan[2].  Fakat, bu röportajda dikkatimizi çeken yine “marjinal” kavramının kullanılmasıydı.


Yeni konumu ve söylemleri ile ciddi bir çıkış yakalayan HDP,  “marjinal” polemiği nedeniyle bir söylem değişikliğine gidebilir veya parti olarak yıpranabilir mi? Yoksa HDP, yeni konumlanması ile çıkış grafiğini 2015 seçimlerine de taşıyabilecek mi?

 Bu sorulara cevap verebilmek için biraz uluslar arası örneklere bakmak gerekiyor. “Yeni ve Yenilenme”, birçok farklı siyasi parti tarafından defalarca seçim sloganı olarak da kullanılmış ve başarısını kanıtlamış bir kavramdır. Örneğin, İngiliz İşçi Partisi 18 yıllık muhalefet döneminden sonra iktidarı “Yeni İşçi Partisi” sloganı ile Muhafazakâr Parti’den almayı başarmıştı.  Geç gelen bu başarıyı yeni bir strateji ve bu yeni stratejinin yansıması olan sloganlarına borçluydular. İngiliz İşçi Partisinin ortaya koyduğu “Yeni İşçi Partisi” stratejisinin başarısını Türkiye’de yakalayabilmek mümkün mü?

Unutmamak gerekiyor ki, "Yeni İşçi Partisi" sadece bir seçim sloganı değildi. 1979'daki seçim yenilgisinden sonra başkanlık koltuğuna oturan Neil Kinnock, partide bir reform hareketi başlatmıştı. Bu doğrultuda siyasi danışman Peter Mandelson'un da yardımıyla bazı imaj çalışmalarına da girişilmiş, hatta 1986 yılında kırmızı bayrak olan siyasi amblemin yerine de sosyal demokratların evrensel sembolü olan gül logosu kullanılmaya başlanmıştı. öalışmalar görevi devralan John Smith döneminde de sürdü ama 1994 yılında İşçi Partisi tarihinin en genç lideri Tony Blair'in görevi devralmasına kadar keskin bir başarı elde edilemedi. Seçimin kazanılması için köklü bir yenilenmeyi şart gören Blair, 1995'te parti tüzüğünde de değişikliğe giderek partinin eskiyle olan bağlarını da yeniden tanımladı. 

“Yeni İşçi Partisi, çünkü İngiltere daha iyisini hak ediyor” sözleriyle başladığı 1997 Seçim bildirisinde Blair, “Davamız basit: İngiltere daha iyi olabilir ve olmalı da” ifadesini kullanıyordu. Sözleri açık ve netti. İzleyecekleri politikanın her alanda yeni ve ayırt edici özellikleri olduğunu ve bu yeni yaklaşımların eski sol ve muhafazakâr sağdan farklı olduğunu söylüyordu. İşte tam da bu yüzden “Yeni İşçi Partisi”’nin “Yeni” olduğunu vurguluyordu.

Hazırlanan seçim bildirgesi de, bahsedilen “Yeni Parti” kavramına uygun yeni bir uslupla kaleme alınmıştı. İngiliz İşçi Partisi, son 18 yıl hakkında dürüst olmaları gerektiğini söylüyor ve bu süre içinde muhafazakârların bazı alanlarda doğru işler de yaptıklarını kabul edecek kadar cesur davranıyordu. Öte yandan, muhafazakârları eleştirmekten de geri kalmıyor; tutmadıkları sözlere, uyguladıkları yanlış politikalara da değinirken, madde madde kendi amaçlarını sıralıyorlardı. Kısaca, Muhafazakar Parti’nin yanlış yaptığı konularda değişikliğe gideceklerini ve nasıl gideceklerini anlatan kısaca seçmene güven telkin eden bir bildiriyle çıkmıştı seçmenin karşısına. Eğitim, vergi, ekonomik büyüme, işsizlik, sağlık, adalet, refah devleti, çevre, temiz siyaset ve dış ilişkiler konularındaki yenilikçi somut adımları kısaca anlatarak, neden “Yeni İşçi Partisi” dediklerini somutlaştırıyorlardı.

Tüm bu çalışmalar meyvesini verdi ve 18 yıl aradan sonra İşçi Partisi tarihindeki en genç liderin önderliğinde “Yeni İşçi Partisi” olarak iktidara gelmeyi başardı. İngiltere örneğinden yola çıkacak olursak, HDP’nin yeni konumlanması ile Türkiye’de başarı yakalama şansı olduğunu söyleyebilir miyiz? Yoksa, farklı ağızlardan, farklı ortamlarda kullanılan “Marjinal” kavramının  ortaklığı HDP’de bir yıpranma yaratabilir mi?

Daha önce de söylediğimiz gibi, Cumhurbaşkanlığı seçiminde Demirtaş “Yeni Yaşam Çağrısı” söylemi ile birlikte “Demokratik Değişim, Barışçı Türkiye” sloganını beraber kullanmış, tüm etnik ve kimlikleri kucaklayan, ezilen sınıfların yanında olacağı vurgusu yapmıştır. Bildirgesinin çeşitli konu başlıkları altında yer alan, “Farklılıkların eşit ve gönüllü birlikteliği, tek mezhepçi olmayan anlayış, adalet, inanç özgürlüğü, barış” gibi düşüncelerinde de hep aynı ilkeleri savunan Demirtaş’ın, söylemindeki tutarlılığının aldığı seçim başarısında birebir etkisi olduğunu söyleyebiliriz. Yeni söylemi ile klasik seçmeninin dışında, yeni bir seçmen kitlesine de ulaştığını aldığı oy oranlarından gözlemleyebiliyoruz.

HDP Eski Eşgenel Başkanı Ertuğrul Kürkçü’nün Radikal Gazetesi yazarı Ezgi Başaran’a verdiği röportajda, HDP'nin genişlemesinde politik ve muhalif her kesimi alacak bir tanım yapıldığını söylüyor ve "Bayık’ın Beyoğlu'ndaki marjinal gruplar" ifadesiyle sosyal-kültürel gönderme yapıldığını kaydediyor. Sözlerine “ben Manifestomuzdan ayrılmak için bir neden görmüyorum diye de ekliyor”[3]

Kürkçü’nün yaklaşımının doğru olduğunu söylememiz gerekiyor. Demirtaş Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde “ezilen tüm sınıfların” yanında olacağını anlatmış ve LGBT, musevi, Ermeni, alevi vs. gibi azınlıklar hakkında açık açık konuşabilen bir lider olmuştur. Daha önceki seçimlerde farklı liderler tarafından  üstü kapalı olarak bahsedilse de hiçbir seçim kampanyasında bu kadar açık bir şekilde bu sınıfların adına vurgu yapıldığı görülmemişti. Bu açıklık, Demirtaş’ın “samimiyeti” konusunda seçmeni ikna eden önemli bir etken olmuştu.

Unutmamak gerekir ki, seçmen liderde samimiyet görmek ister. Liderin kullandığı söylemlerde yapacağı bir geri adım sadece o konuda değil, liderin  başka konularda da inandırıcılığında düşme yaratabiliyor. Çünkü seçmen, liderin imajını bir bütün olarak algılıyor. Demirtaş’ın, uzun yıllar sonra daha önce hiç oy alamadığı seçmenlerden oy almasının temel  nedeni kampanya boyunca söylemlerinde tutarlılık sağlaması ve cesurca söylemlerinin arkasında durmasıdır. Bu nedenle bundan sonra önemli olan “marjinal” olarak adlandırılan grup her kim olursa olsun “ezilen sınıfların savunuculuğuna” soyunan Demirtaş’ın bu grubun haklarını söz verdiği gibi savunmaya devam edip etmeyeceğidir. Demirtaş Cumurbaşkanlığı kampanyasında kullandığı söylemler için “bu bir risk ve biz bu riski alıyoruz” açıklaması HDP’nin geleceği açısından da önemlidir.

Bu anlamda HDP’nin “Yeni Yaşam Çağrısı” söylemine ne kadar sağdık kalacağı, HDP’nin önümüzdeki günlerdeki kaderini belirleyecek en temel etken olacaktır. Söylemlerinin sadece bir seçim dönemi propagandası değil, partinin siyasi çizgisi olduğuna seçmenleri ikna ettiği ölçüde başarı grafiği yükselecektir. Yakaladığı çıkışı sürdürebilmesi için yeni çizgisinden ayrılmadan, gündelik hayata somut şekilde dokunan çözüm odaklı bir siyaset sürdürmesi gerekiyor.

“Yenilenmek”, söylem olarak güçlü bir iddia. İngiliz İşçi Partisi İngiliz halkını yaptıkları sıkı bir çalışma ve atılan somut adımlardan sonra, “Yeni İşçi Partisi”nin sadece bir slogan değil, cesaret gerektiren yeni bir siyasi anlayışın sonucu olduğuna ikna edebilmişti. Yenilendiğini göstermek isteyen her siyasi parti de, “yeni konumunu” seçmenlerinin kafasında somutlaştırabilmek için aynı cesareti göstermek zorundadır. HDP yeni konumunu partinin sadece bir imaj çalışması değil, seçmenin ihtiyaçlarını anlamış, sorunlara somut projelerle çözüm üretebilen kısaca zamanın ruhunu yakalamış güçlü bir parti çalışmasının ilk adımı olduğunu seçmenine gösterebildiği doğrultuda çıkışını sürdürebilecektir.




*Bu yazı 3 Eylül tarihinde T24'te yayınlanmıştır. 
http://t24.com.tr/yazarlar/dr-gulfem-saydan/marjinal-polemigi-ile-hdpyi-yipratmak-mumkun-mu,10079
[1] http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2013/10/131021_altan_tan_bdp.shtml
[3]http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ezgi_basaran/kandilin_bu_hissiyatini_asiri_bulsam_da_anliyorum-1208936

7 Ağustos 2014 Perşembe

MİTİNG ASLA SADECE MİTİNG DEĞİLDİR!

Diğer adayların aksine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, neden il il gezerek miting yapıyor?


Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turuna sayılı günler kala, adaylar da kampanyalarının sonuna ulaşmak üzereler… Başbakan Recep Tayyip Erdoğan il il sürdürdüğü miting programı ile şimdiden en çok miting yapan aday oldu. Halkların Demokrasi Partisi’nin adayı Selahattin Demirtaş, sayı olarak daha sınırlı olsa da, mitinglerine hızla devam ediyor. Oysa “çatı adayı” Ekmeleddin İhsanoğlu, aldığı karar üzerine hiç miting yapmadığı gibi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin de çeşitli illerde yaptığı mitinglere de katılmadı. Peki, günümüzde miting yapmak gerçekten gerekli mi? Bu soruya cevap verebilmek için, mitingin arka planında yatan unsurları anlamak gerekiyor. Çünkü miting sadece miting değildir

Miting sadece miting değildir : Miting bir yakınlaşma politikasıdır.



Son yıllarda farklı iletişim metodları ne kadar gelişmiş olsa da, “Yakınlık Politikası” (La Politique de Proximité) bugün kampanyaların en temel direğini oluşturuyor. Adayların seçmenlerle daha kişisel ilişkiler kurması ve seçmenle yakınlaşacak aktivitelerin özellikle seçim dönemlerinde hız kazandığını tüm seçim kampanyalarında gözlemleyebiliyoruz. Miting, bu anlamda seçmenin adayı çıplak gözle görebilmesi, aynı mekanda bulunabilmesi için önemli bir fırsat oluşturmaktadır. Adayları her ne kadar televizyonlardan görmüş olsalar da, aynı mekanda bulunarak kendi gözleri ile görmesi, seçmenin adayla arasında kurduğu fiziksel yakınlığın bir uzantısı olarak duygusal bir yakınlık da yaratabilmektedir.

Miting sadece miting değildir  Miting söylemleri "yerelleştirme", "kişiselleştirme" aracıdır. 



Kampanyanın başarılı olması için en temel ayaklardan birisi kampanyanın “yerel” ve “kişisel” olmasıdır. Mitingler, her gün TV’den genel ülke politikaları üzerinden konuşan adayların yerel, konulardan bahsederek seçmenin birebir ilgi alanlarına dokunabilme fırsatı sunmaktadır. Bulunduğu ilin futbol takımının atkısının takılması, yöresel kıyafetlerden parça bulundurulması ve bulunduğu ilin diyalekti ile çeşitli söylemler geliştirmesi, adayın söyleminin yerelleşmesine katkıda bulunabiliyor. Örneğin Erdoğan’ın her ilde teker teker o il için yaptıları icraatlerden bahsetmesi, yerelleşme stratejisinin bir parçası olarak gösterebiliriz.

Miting sadece miting değildir  Miting siyasetin gösterileşmesidir. 


Miting öncesi dağıtılan bayraklar, şapkalar vs. de insanları görsel olarak şölene dahil etmek için yapılan hamlelerin bir parçasıdır. Siyaseti gösterileştirmek, gösterileşen siyasete seçmeni dahil etmek ve bu şekilde gösterinin bir parçası olan seçmen ile yakınlık kurmak kampanyanın başarısı için vazgeçilmezdir.

Miting sahnesini bir tiyatro sahnesi gibi düşünmek mümkündür. Özel olarak hazırlanmış sahne, fon, dev ekranlar, bayraklar, flamalar, çalınan şarkılar… Bayram, şenlik havası yaratılması… Bu tiyatro sahnesinde adayın duruşu, sesi, bakışı, jest ve mimikleri de en az konuşmasının içeriği kadar etkileyici bir unsur olarak karşımıza çıkabiliyor. Bu sahnede abartı yapmak da alışılmadık bir durum değil aslında, mesela geçenlerde Erdoğan’ın mitingde bayılan bir kadın seçmeni ayıltması gibi…

Miting sadece miting değildir:  Miting "gruba dahil olma" aracıdır. 


Miting sahnesi, adaya dinleyiciler ile karşılıklı bir ilişki içine girebilme imkanı tanır.  Şapkasını takan, bayrağını alan dinleyici beraber şarkı söyledikten ve slogan da attıktan sonra artık sahneye çıkan adaya her türlü yakınlaşma ortamı sağlanmış olduğundan, adayın söyleyeceklerini de daha kolay kabul edecek duygusal kıvama gelmiş olur.  Aday konuşması sırasında dinleyicilere slogan attırabilir veya kendi konuşmasının belli bir bölümünü tekrar ettirebilir. Erdoğan’ın  konuşması sırasında sıklıkla kullandığı “Düşünebiliyor musunuz?” sorusu tamamen bu amaca hizmet etmek için kullanılan bir replik. Aday çıkmadan önce çalınan müzikler, tekrarlatılan sloganlar da dinleyiciyi bu diyaloğa dahil etmede etkin bir yöntem. Böylece dinleyiciler pasif durumdan çıkarak, aktif duruma geçiyor veya geçtiğini hissedebiliyor. Ayrıca mitinge geliş/gidiş yolculukları, özellikle sıcak yaz günlerinde güneş altında beraber miting saatini beklemeyle başlayan birliktelik, beraber slogan atma gibi ortak eyleme de dönüştüğünde,  seçmen kısa sureli de olsa  kendisini bir “grubun parçası” olarak hissedebiliyor. Bu hissiyatın uzun vadede bir bağlılık da yaratması oldukça yüksek bir olasılık.

Miting sadece miting değildir:  Miting medyada yer alabilmenin bir yoludur. 


Mitingin en önemli özelliklerinden birisi, medyada yer almak için fırsat yaratması diyebiliriz. TV reklam ücretlerinin yüksekliğini düşünecek olursak, kampanyaların haber bültenlerine yer alması büyük bir avantaj oluşturuyor. Haber bültenlerine konu olabilmek için de miting çok önemli bir fırsat. Medya Takip Merkezi’nin Wall Street Journal Türkiye için derlediği 1-27 Temmuz tarihleri arasında Cumhurbaşkanı Adaylarının medya performansına göre Erdoğan İhsanoğlu’nu gazete ilan sayısında 8’e, TV reklam sürelerindeyse 2,5’a katladı. Demirtaş’ın TV reklamı bulunmuyor.
Oysa, adaylar miting yaptıkları zaman, miting haber değeri taşıdığı için kısa süreli de olsa haber bültenlerine çıkma şansını yakalayabiliyorlar. Örneğin, Selahattin Demirtaş’ın, katıldığı TV programları dışında, çıkan haberlerinin büyük bir kısmını miting programlarının içerdiğini söylemek mümkün. Hatta Demirtaş’ın miting söylemleri ilgi çektikçe, TV programlarına katılımının da arttığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Miting sadece miting değildir : Miting gündem belirleme aracıdır. 


Mitingler liderlerin gündemi belirlemesinde de yardımcı olabiliyor. Mitingde söylediğiniz bir söz/sorduğunuz bir soru/dile getirdiğiniz bir konu önce haber bültenlerine, sonra da tüm medya gündemine düşebiliyor. Ayrıca, liderlerin birbirlerine cevap verebilmesi için de bir platform oluşturuyor. TV programlarında belli bir formata uyması gereken aday, kendi mitinginde dilediği gibi konuşabiliyor, dilediği konuyu gündeme taşıyabiliyor. Erdoğan’ın diğer adayların etnik kimlikleri hakkında yaptığı söylemler nasıl birden gündeme düşüyor ise, diğer adaylardan Selahattin Demirtaş’ın (TV programlarına da çok çıkamadığı için) Erdoğan’a verdiği cevapların temel platformunu da yine mitingler oluşturuyor. Örneğin Erdoğan, İhsanoğlu’nun “İstiklal Marşı” polemiğini tüm Türkiye’ye mitinglerden bir kez daha anlatırken, İhsanoğlu’nun cevabını ancak katıldığı bir TV programında öğrenebiliyoruz. Tabii programı seyrediyor olmamız ve konunun hala sıcaklığını koruyor olması kaydıyla… Oysa, Demirtaş kendisi hakkında yapılan suçlamaları çok daha kısa bir sürede mitinglerinden cevap verebilmeyi başarabildiği gibi, kendisi de Erdoğan’a yönelttiği sorularla bir takım konuların gündemde kalmasını sağlayabilmekte.

Miting sadece miting değildir : Miting sahada söylem oluşturma aracıdır. 


Miting konuşmaları partililerin de sahada söylemini oluşturabiliyor.
Partililerin saha çalışanları yaptıkları ev ziyaretlerinde, toplantılarda çoğunlukla kendi liderlerinin gündeme getirdikleri konular üzerinde durup, sorulan sorulara aynı referanslarla cevap veriyorlar. Dolayısı ile onlar için miting konuşmaları bir kılavuz niteliği de taşıyor. Özellikle AKP’lilerin negatif kampanya yaparken Erdoğan’ın miting repliklerini kullanmaları çok sık rastlanan bir durum. Bu da, verilmek istenen mesajın pekişmesine neden oluyor. Mitingde, TV’de ve saha çalışmalarında aynı mesajı duyan seçmenin kafasında mesaj oturmaya başlıyor.
Erdoğan’ın miting konuşmalarını incelediğimizde temel birkaç konu üzerinde söylem geliştirdiğini söylemek mümkün olacaktır. “Paralel Yapıyla Mücadele”, “İnlerine  gireceğiz”,  “Yeni Türkiye” gibi söylemlerinin halkın diline yerleşmesinde, mitinglerin payı büyüktür. Aynı şekilde televizyona çok az defa çıkabilen Demirtaş’ın “Yeni Yaşam Çağrısı” adını verdiği bildirgesinin çeşitli konu başlıkları altında yer alan, “Farklılıkların eşit ve gönüllü birlikteliği, tek mezhepçi olmayan anlayış, adalet, inanç özgürlüğü, barış” gibi düşüncelerinin temel yayılma alanı mitingler oldu. Daha önce de söylediğimiz gibi mitinglerden yayılan bu söylemler, toplumda ilgi çektikçe de Demirtaş’ın TV programlarına katılımının arttığını söyleyebiliriz. İhsanoğlu’na gelince, söylemlerini her ne kadar TV programlarına katılarak yaymaya çalışsa da TV programlarının formatı gereği belli bir ağırlıkta olduğu için söylemlerine “coşku” getirmekte eksik kalıyor. Ayrıca, kendisini aday gösteren CHP ve MHP liderlerinin kendi mitinglerinde başka söylemler kullanmaları da ortak adayın söyleminin seçmen tarafından içselleştirilme imkanını zayıflatmıştır.

Miting sadece miting değildir Miting partililerin adaya/lidere bağlılığını artıran bir araçtır. 


Kendine benzeyen partililerle ve seçmenlerle aynı ortamda olmak, partililerin de partiye bağlılığını artıran bir unsur olarak karşımıza çıkmakta. Özellikle liderlerin miting sahnesinde partililere teşekkür etmesi, partililer tarafından çok takdir edilmekte ve motivasyonu yükseltmekte. Özellikle Erdoğan’ın miting konuşması öncesinde bulunduğu ilin ilçelerini tek tek sayarak gelen partililere ve seçmenlere teşekkür etmesi büyük ilgi gördüğünü söyleyebiliriz. Bulundukları ilde  çalışma yürüten partililer adaylarının o ile gelmesini kendilerine verilen bir değer olarak algılıyorlar. Bu da hem çalışmalarının yoğunlaşmasına hem de adaya/lidere karşı bağlılılarının artmasında neden olabiliyor.


Miting sadece miting değildir : Miting adayın her türlü üstün özelliğini ortaya koyabilmesinin bir yoludur. 


Nicolas Sarkozy’nin iletişim danışmanı Thierry Saussez’e göre siyasetçinin fiziki performansı seçmenin gözünde üstünlük olarak algılanabiliyor[1]. Mitingler de liderin aktifliğini gösterme açısından önemli bir etken olarak karşımıza çıkabiliyor. Yapılan çalışmalardan yola çıkarak daha çok miting yapan liderin daha “aktif”, daha “enerjik” olarak algılandığını, bu algının da seçmende “daha iyi iş yapabilir” kanaati oluşturduğunu söyleyebiliriz[2]. Bu bakımdan Erdoğan ve Demirtaş’ın iyi performans sergilediğini söylememiz mümkün olacaktır. Erdoğan’ın hastalığı ile ilgili hiçbir konunun gündemem gelmemesinde de bu aktif çalışmasının payı vardır. İhsanoğlu bu konuda diğer iki adayın da gerisinde kalmıştır.

Miting sadece miting değildir Miting güç gösterisidir. 


Seçmenler partileri/adayları sahada çalışırken görmek istiyorlar. Onlara göre parti/aday ne kadar çalışıyorsa kazanmaya o kadar istekli ve bir o kadar da yakın anlamına geliyor. Partiler miting yapılacak sahayı doldurmak için günler öncesinden çalışmaya başlarlar. Sadece süsleme hazırlığı değil, aynı zamanda ulaşım gibi organizasyonlar yaparlar. Bu nedenle sahada normalden daha görünür olurlar. Bunun da önemli bir artısı vardır. Bu vesile ile sahada çalışmış, daha çok seçmene ulaşmış olurlar ve seçmende “kazanmaya istekli parti” algısını oluştururlar.

Mitingin kalabalığı da güç gösterisinin bir boyutudur. Özellikle yerel ölçekte seçmen, partinin gücü ile sahanın kalabalıklığı arasında doğrudan bir bağ kuruyor. En kalabalık mitingi yapan parti, en güçlü parti olarak algılanabiliyor. Kalabalığı gören seçmen etkileniyor. “Bandwagon etkisi” diyebileceğimiz “Çoğunluğun yanında yer alma” duygusu devreye giriyor.  Böylece mitingler güçlüden ve kalabalıktan  yana olmayı seven Türk seçmeni üzerinde bu algıyı oluşturmak yönünde çok başarılı bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor. Erdoğan’ın hemen her seçimde seçimden bir hafta önce yaptığı İstanbul mitinglerinin temel amacı bu güç gösterisidir.

----------

Sonuç olarak, bu çerçeveden baktığımızda Erdoğan’ın neden sürekli miting yaptığını ve miting yaparak ne kadar başarılı bir strateji izlediğini anlamamız mümkündür.


2013 yılında Fransa’da A.N.R.T Yayınevi tarafından basılan “Türkiye’de Seçim Kampanyaları” isimli kitabımda da bahsettiğim gibi iletişim araçları ne kadar farklılaşmış, yeni uygulamalar kampanya çalışmalarına ne kadar girmiş olursa olsun, seçim zaferi, yeni uygulamaları geleneksel yönetemlerle birleştirmeyi başaran kampanyalarındır.

Sosyal medya ve her tür iletişim teknolojisinin en başarılı kullanımlarını gördüğümüz Amerikan seçim kampanyalarında dahi ‘aday-seçmen’ ilişkilerin ne derece önem verildiğini gözlemlememiz mümkün.
Hatırlatmak gerekirse, Obama’nın en çok ziyaret ettiği eyaletler ve bu eyaletlerde düzenlenen etkinlik sayısına ile seçim kazanma oranları çarpıcı derecede paraleldir.

Sonuç olarak, 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de miting yapmanın ve il ziyaretlerinde bulunmanın doğru bir kampanya stratejisi olduğunu söylememiz mümkün. Bu yaklaşımdan yola çıkacak olursak seçim döneminde en çok miting yapan ve bu vesile ile en çok ile ziyarette bulunan Başbakan Erdoğan’ın kampanya stratejisinin doğru planlandığını ve  bu anlamda rakiplerinden öne geçtiğini söylememiz de mümkündür. Başta da söylediğimiz gibi miting sadece miting değildir. Miting seçim kazanmanın en temel ayaklarından biridir!  




[1] Saussez T., “Le Style Réinvente la Politique”, Paris, Presses de la Renaissance, 2004.
[2] Saydan Sanver G., “La Communication Electorale en Turquie”, Paris, A.N.R.T., 2013.