8 Mart 2014 Cumartesi

GÖKYÜZÜNÜN YARISI NEREDE?


%14'lük parlemento temsiliyeti ile Uganda'nın, Afganistan'ın, Burkina Faso'nun hatta Trinidad Tobago'nun gerisinde, 81 valinin sadece 1'inin, 101 devlet üniversitesi rektörünün sadece 6'sının, 895 dekanın 81'inin, 2,924 Belediye Başkanının 26'sının kadın olduğu bilerek hala Kadınlar Günü'nü kutlayabilecek miyiz?

Yil 2014... Yine 8 Mart... Yine “Dünya Emekçi Kadınlar Günü...  Yine birçok üniversitemizde 8 Mart Dünya Emekçi Kadın Günü’ne ilişkin paneller düzenlenecek, konuşmalar yapılacak... Çeşitli kadın dernekleri katıldıkları seminerlerle kadının toplumdaki yerine dikkat çekmeye çalışsacak, belki bir grup yürüyüş düzenleyecek... Şiddete dikkat çekmek isteyen kadın grupları, polis şiddetiyle yürüyüşlerini tamamlarken zaten çoğunluğunu kadın konuşmacı ve dinleyicilerin oluşturdukları seminer ve paneller bir sene sonra aynı tarihte buluşmak üzere birbirlerine veda edecekler...

Türkiye'de ilk kez 1921 yılında kutlanmaya başlayan "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" 1980 askeri darbesinden sonra dört yıl süreyle kutlanmamış olsa da 1984 yılından itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından kutlanmaya devam ediliyor. Kutlanma bölümünde problem yok ama sonrasında ne oluyor?

New York Times’ın yazarları Nicholas Kristof ve Sheryl WuDunn’un yazdığı ve tüm dünyada kadına uygulanan şiddeti konu alan ‘Half The Sky’ (Gökyüzünün Yarısı) isimli kitap tüm dünyada büyük ses getirmişti. Peki, bizim gökyüzümüzün yarısı nerede?

 %14,3’lük parlemento temsiliyetine göre dünya sıralamasında 96. sırada... İki yıl önce 81, geçen sene 92, bu sene daha da gerileyerek 96. sırada... Suudi Arabistan’ın (%19,9), Afganistan’ın (%27,7), Pakistan’ın  (%20,7) , Etiyopya’nın (%27,8), Burkina Faso’nun (%18,9), Tridinad ve Tobago’nun (%28,6) gerisinde 96. sırada...


Tüm Avrupa ülkelerinin ve tüm Türki Cumhuriyetlerin gerisinde,  96. sırada... Azarbaycan’da %15,6, Türkmenistan’da %26,4, Tacikistan’da %15,9, Özbekistan’da %22...

%14,3’lük temsiliyet ile Uganda’nın (%35), Gabon’un (%15), Kamboçya’nın (%20,3), Vietnam’ın (%24,3), Irak’ın (%25,2) gerisinde bizim gökyüzümüzün yarısı...

Bugün devlet üniversitelerindeki 101 rektörün sadece 6’sı, 895 dekanın ise sadece 81’i kadın. Oysa 1870 yılında ilk kadın müdür göreve atanmamış mıydı? Yoksa gökyüzümüz giderek kararıyor mu?

2013 OSYM verilerine göre profesörlerin sadece %28,5’i kadın. Oysa TUİK verilerine göre okuma-yazma bilmeyenlerin %82’si kadın... Okuma yazma bilen fakat bir okul bitirmeyenlerin de %53’ü kadın.

61. Hükümetteki 26 bakanın sadece 1’i kadın. 2 bin 924 Belediye Başkanının da sadece 26’sı.  

TBMM İhtisas Komisyonları Başkanlığı’nın 17 Başkanından sadece 1 tanesi kadın.  Komisyonlara baktığımız zaman ise traji komik bir durum söz konusu: Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu’nda 1, Dış İşleri Komisyonunda 1, Plan ve Bütçe Komisyonu’na 0, Adalet Komisyonu’nda 2 kadın bulunurken Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’nda 21 kadın üye bulunuyor.

81 valimizin 1 tanesi, 861 kaymakamımızın ise sadece 21’i kadın.
Toplam 26 bakanlığımızda hiç kadın müsteşar yok !
196 büyükelçimizin 21’i kadın.

Peki, nerede bizim gökyüzümüzün yarısı?
Bankacılık Düzenleme ve deneteme Kurulu’nda hiç kadın üye yok.
Yargıtay ve Sayışta’da kadın üye yok.

Peki ya sendikalar?
DISK: Kadın üye yok.
TURKİŞ: Kadın üye yok.
HAK-İş : Kadın üye yok.
KAMU-SEN: Kadın üye yok.
MEMUR-SEN: Kadın üye yok.
HAK-SEN: Kadın üye yok.
KESK: Sadece 1 kadın üye var.

Meslek örgütleri?

Müstakil Sanayicileri ve İşadamları Derneği’nde kadın temsiliyeti: %0
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nde kadın temsiliyeti: %0
Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nde kadın temsiliyeti: %0
Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu'nda kadın temsiliyeti: %0
Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği – TÜSİAD’da ise sadece 2 kadın üye bulunuyor.

TÜİK 15 Şubat 2013 bültenine göre 2012 yılı Kasım ayı itibariyle Türkiye’de işgücüne katılma oranı;
- Erkekler %71,8, kadınlar ise  %30,2

İçişleri bakanlığı’nın 2013 verilerine göre ise 2009-2012 yılları arasında
aile içi kasten yaralama ve mağdur kadın sayısı 31,830. 
Aynı yıllarda aile içi kötü muamele gören mağdur kadın sayısı ise 54,564.  

Bu rakamların resmi rakam olduğunu, daha nicelerinin seslerini çıkaramadığını da düşünecek olursak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bağlı olarak hizmet vermekte olan 60 adet kadın konukevi, yerel yönetimlere ait ise  28 kadın konukevinin ihtiyacın ne kadarını karşıladığını tahmin etmek zor olmayacaktır.

Gökyüzünün yarısı mücadelede... Diğer yarısında kim mi var? 
Kendisinden iş isteyen kadına “Evdeki işler yetmiyor mu?" diye cevap veren,  “Tecavüze uğrayan doğursun, gerekirse devlet bakar” diyen bakanlar, “Kızlar okuyunca erkekler evlenecek kız bulamıyor” diyenler,  “ Tecavüzcü, kürtaj yaptıran tecavüz kurbanından daha masumdur” diyen milletvekilleri ve niceleri... 

8 Mart 2014 Dünya Emekçi Kadınlar Gününüz kutlu olsun !

27 Ocak 2014 Pazartesi

YOLSUZLUK İDDİALARI SEÇİM KAYBETTİRİR Mİ


Son yıllarda siyasal iletişim araştırmaları arasına giren “yolsuzluk” konusu özellikle “yolsuzluğun seçmen üzerinde etkisi” konusu  sadece gelişmekte olan ülkelerde değil, tüm Avrupa Birliği üye ülkeleri ve ABD’de de yoğun ilgi görüyor.
Yolsuzluk davalarının seçmen gözünde değeri nedir? Başka bir ifadeyle seçmenin yolsuzluk iddialarına karışan siyasetçiye veya siyasal partiye karşı tavrı ne oluyor?Yolsuzluk iddiaları seçim kaybettiriyor mu?
Yapılan araştırmalar, yolsuzluk iddialarının oy verme tercihi üzerinde etkili olduğunu ama belli bir boyutun üzerine geçemediğini gösteriyor.Seçmen tercihinin %6 ila %11 arasında değişebileceğini gösteren araştırmalar çeşitli etkenlere bağlı olarak bu oranın düşebildiğini veya nadiren de olsa yükselebileceğini öngörüyorlar.


Örneğin, Rennó, L. R’nin n araştırmasına göre 2006 Brezilya Başkanlık seçimleri öncesi ortaya çıkan yolsuzluk skandallarının çok az etkisi olmuş. Rivero, G. & Fernández-Vázquez, P.’nin analizlerine göre aynı şekilde İspanya’da, Peters, J., & Welch, S.’in araştırmalarına göre de Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisi’nde adaylar yolsuzluk iddiaları sonrasında seçilmeyi başarabilmişler. Yapılan araştırma 1968 ve 1990 yılları arasında görevde adları yolsuzluk iddialarına karışan adayların %60’ının tekrar seçilebilmeyi başardığını gösteriyor. Aynı durum, siyasi dürüstlük kültürü ile ön planda olan Japonya’da da gözlemlenebiliyor.Reed S.R’nin araştırmalarına gore, 1947-1993 yılları arasında adı yolsuzluk iddialarına karışan Japon meclis üyelerinin tekrar seçilme oranı %62.
Araştırmalar seçmenin yolsuzluk karşısında davranış ve tutumlarının, hem mikro hem de makro düzeyde değişkenlerden etkilendiğini gösteriyor. Yani seçmenin tutumu yolsuzluk skandalının boyutları, ekonomik veriler, yolsuzluk yapılan kurumların performansı hatta siyasi kültür gibi değişkenlere bağlı olabildiği gibi seçmenlerin profili, demografik özellikleri, vs. gibi daha mikro boyutlu boyutlu değişkenler geliştirilen tutum üzerinde son derece etkili olabiliyor.
ü  Yolsuzluğun Kampanyada Etkili Bir Söylem Olabilmesinin Temel Koşullarından Biri: Ekonomik Kriz!
Araştırmacılar karmaşık bir konu olmasına rağmen ortalama bir seçmen için ekonomik performansı değerlendirmek politikacının ahlaki davranışlarını değerlendirmekten daha kolay olduğu görüşünde hem fikirler. Yapılan araştırmalar seçim döneminde var olan ekonomik durumun seçmenin yolsuzlukla ilgili algı ve tutumları üzerinde doğrudan etkisi olduğunu gösteriyor. Buna göre, seçmenler ekonomik durumun iyi olduğu zamanlarda yolsuzluğu gözardı etmeyi tercih edebilirken, ekonomik konjonktürün kötü olduğu durumlarda ise varolan hükümeti cezalandırma güdüsü daha çok ortaya çıkabiliyor.
Seçmenin yolsuzluğa tepki vermesinin temel nedeni bu davranışı kötü olarak algılıyor olması değil, kendi ekonomik çıkarlarında bozulma olması.
Seçmenin, yolsuzluğun ahlaki boyutundan çok kendini etkileyen ekonomik boyutu ile ilgilendiğini söyleyebiliyoruz. Bu durumda popülist söylemlere daha açık olan seçmen tepki oyları verebiliyor. Oysa ekonominin hızla büyüdüğü, seçmenlerin hayat standartlarında genel iyileşme olduğu dönemlerde ise, seçmenler yolsuzluk konusunda daha duyarsız olabiliyorlar. Sonuç olarak yolsuzluğun kampanyada etkili olabilmesinin temel şartlarından biri ekonomik kriz dönemi olması.
ü  Medya yolsuzluğu gündemde tuttuğu müddetçe yolsuzluk etkili bir söylem olabiliyor.
Araştırmalar bize yolsuzluk haberlerinin gündeme taşındığı ölçüde önem kazandığını gösteriyor. Haber alma süresi kısaldıkça ve haber alma kaynaklarının güven kaybetmesi durumunda ise seçmenin yolsuzluk konusuna duyarlılığı azalıyor ve görevdeki hükümetin baskın  propagandasına açık hale geliyor.
Elena Costas-Pérez, Albert Solé-Ollé, Pilar Sorribas-Navarro’nun 1996- 2009 yılları arasında İspanya yerel seçimlerini üzerine yaptığı araştırmaya göre yolsuzluk iddiaları mahkeme sürecine girer ve medya gündemini yoğun bir şekilde meşgul ederse, iddialara karışan adayların oy kaybı %14’lere kadar çıkabilirken, mahkeme aşamasına girmeyen veya medya gündemine taşınmayan iddialar ise oy verme kaybında büyük bir etken olmadığını saptamışlar.
ü  Yolsuzluğu anlamada bireysel faktörler önemli

Seçmenin siyasetçisi ödüllendirme veya cezalandırma isteği sadece çevresel veya makro faktörlere bağlı değil. Oy verme bireysel bir seçimdir ve bu nedenle birçok bireysel etkenleri de içerir. Bireylerin belli olayları, durumları algılama, yorumlama ve  tepki verme şekilleri de yine birçok bireysel özelliklerine bağlı olarak gelişiyor. Araştırmalar da bize bireylerin yaş, cinsiyet, eğitim, meslek, sosyo-ekonomik seviye, sosyal güven vs. gibi özelliklerinin hepsi yolsuzluğu algılamada etken olabildiğini gösteriyor. Örneğin büyük metropollerde yaşayan bireylerin, küçük kentlerde yaşayanlara göre yolsuzluğu çok farklı algılayabildiklerini ve iki grubun birbirinden çok farklı tepkiler verebildiğini görüyoruz.
Temel Bireysel Faktör: Eğitim
Araştırmacılar yolsuzluğun çoğu zaman kompleks ilişkiler ağı olarak seçmenin karşısına çıktığı için bu ağı çözmenin, sorumlularını belirlemenin ve cezalandırma kararı vermenin belli bir eğitim seviyesinden sonra daha kolay olduğuna dikkat çekiyorlar.
McCann J.A ve Domínguez J.I’in Meksika ile ilgili yaptığı araştırma bize eğitim seviyesi ile yolsuzluğu algılama farklılıkları arasında ayırımı net bir şekilde ortaya koyuyor ve eğitim seviyesi yükseldikçe yolsuzluğun önem kazandığını gösteriyor. Aynı şekilde Pérez Díaz V.’nin İspanya örneğinde de eğitimli, şehirli seçmenin yolsuzluk karşısında duyarlılıklarının artığını gösteriyor.
Bu anlamda bazı araştırmacılar eğitim seviyesi yüksek seçmenlerin siyaset konusunda daha bilgili olduğunu yolsuzluk konusunda daha az toleranslı olmalarını da bilgi seviyelerine bağlıyorlar.
İş, meslek ve işsizlik
Araştırmalar iş, meslek, özellikle işsizlik gibi kriterlerin yolsuzluk algısında büyük değişkenler olarak rol oynadıklarını gösteriyor ve yolsuzluğun özellikle işsizliğin arttığı dönemde etkili bir söylem olarak kullanılabileceğini görebiliyoruz.
Kadın ve yolsuzluk
Cinsiyet de yolsuzluğa karşı toleransı belirleyen bir factor olarak karşımıza çıkıyor.Birçok araştırma bize parlementoda ve iş hayatında var olan kadın sayısı ile yolsuzluğa tolerans arasında bir bağ olduğunu ve bu rakam artıkça, tolerans seviyesinin azaldığını gösteriyor.

ü  Seçmen yolsuzluk yapan siyasetçi karşısında hangi durumlarda duyarsız kalabiliyor?
Siyasetçinin yanlış yaptığına dair güvenilir, doğrulanmış bilgi olmaması durumunda seçmen duyarsızlaşabiliyor.
Resmi makamlar yolsuzluk hakkında soruşturma başlattığı, yürüttüğü ölçüde yolsuzluk inandırıcılığını koruyor.
Yolsuzluk iddialarına karışan siyasetçi hakkında bilgi kirliliği bulunması ve seçmenin haber alma kaynaklarının kısıtlı olması durumunda duyarsızlığı artabiliyor. Bunun için Feraz C., Finan F.’ninBrezilya araştırmasını örnek olarak gösterilebilir. 2003 yılında Brezilya hükümeti yolsuzluğu önleme programı ilan ediyor ve program gereğince rastgele seçilmiş bazı belediyelere denetimler yapılıyor. Denetim neticeleribazı şehirlerde resmi olarak ilan ediliyor, bir kısmında edilmiyor. Yolsuzluğa karışan belediye başkanlarının yolsuzluğu resmi olarak ilan edilen şehirlerde oylarının %7 düştüğü gözlemlenirken, resmi olarak ilan edilmeyen şehirlerde ise belediye başkanının yolsuzluğa karıştığı bilinse bile oy oranlarında çok etkisi olmadığı gözlemleniyor. Denetim sonuçlarının yerel radyoda yayınlandığı şehirlerde oy oranı daha da çok düşüyor.

Aday ne yaparsa yapsın siyasi partiye duyulan bağlılık.
Partililerin yolsuzluk karşısında kendi siyasi parti üyelerine daha toleranslı olduğunu gösteriyor. Buna göre partiye duyulan ideolojik bağlılık, seçmenin tüm olan biteni kendi siyasi aidiyeti içinde görmesine ve bu nedenle yaşanan olumsuzlukları bir şekilde gözardı etmesine neden oluyor. Yapılan araştırmalar kendi ideolojik inancını paylaştığı aday yolsuluklara karışmış olsa dahi seçmen gözünde kendi ideolojik inançlarını paylaşmayan ama “temiz” adaydan daha değerli olabiliyor. Bu davranış şeklinin daha çok ideolojik oy veren seçmeni kapsadığını söylemekte yarar var.
Bir şekilde kendilerinin de kayırmacı kamusal imkanlardan, hizmetlerden faydalanabileceğini düşünenler.
Araştırmaların ilginç yanlarından biri seçmenlerin yolsuzluğu kınamalarına ragmen eğer kendilerine veya yakın çevrelerine (aile-arkadaş) bir fayda sağlıyor veya hayat kalitelerinde genel anlamda bir iyileşme sağlıyor ise tolerans gösteriyor olmaları.Latin Amerika üzerine yapılan çalışmaların bir çoğu bu maddenin doğruluğunu gösteriyor.Özellikle kliantalist ilişkilerin ve ağların hakim olduğu siyasi kültürlerde bu anlayış geniş yer buluyor.
Rouba mas faz” yani “Çalıyor ama iş yapıyor” sendromu.
Seçmenlerin bir kısmı içinönemli olan tek faktör kendi ihtiyaçların yerine getirilmesidir. Dolayısıyla şeffaflık ve hatta yasallık gibi başka etik değerlerle çok da ilgilenmezler.Siyasetçilerin ve siyasi partilerin yaptıkları ve başarıları/başarısızlıkları ile değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorlar. Dolayısı ile yolsuzluk gibi etik değerleri siyasi bir değerlendirme içine sokma ihtiyacı hissetmiyorlar. Kısaca, araştırmaların bir kısmı bize özellikle yerel yöneticilerin aslında ideolojik yanlarından çok bir çeşit aracı gibi algılandığını gösteriyor. Bu algıya göre de en çok iş yapabilecek, en çok fayda sağlayabilecek aday tercih ediliyor.
Güç ile yolsuzluğun bir arada varolduğuna inanılması.
Bir şekilde zaten tüm siyasetçilerin yolsuzluğun bir parçası olduğu düşünüldüğü için, yolsuzluğu ortaya çıkan siyasetçiyi ekstradan cezalandırma isteği duyulmuyor.

ü  Bekleyen Tehlike: Seçime Katılım Oranının Düşme Riski !
Yolsuzluk iddialarının yoğun olarak gündemde olduğu dönemlerde oy verme oranında düşüş olduğu da, araştırmalarda çıkan sonuçlar arasında. Araştırmacılara göre bunun 2 temel nedeni var: Birincisi siyasetçilere olan güvenin düşmesi seçmende bazen genel bir güvensizlik duygusu yaratıyor ve bu duygu ile seçmenler oy verme motivasyonunu kaybediyorlar. İkinci neden ise yolsuzluk iddialarının olduğu ülkelerde ekonomik ve siyasi krizin de iddiaların hemen akabinde gelmesi ve kriz ortamının seçmenlerin oy verme motivasyonunu düşürerek seçime katılma oranını düşürüyor olması. Birçok Latin Amerika ülkesi ve Afrika ülkelerinde de bu durumu gözlemlemek mümkündür.
ü  Söylemlerin “yolsuzluk” iddialarından çıkarak genel “Hukuk Devleti” eleştirilerine girilmesi .Hukuk devletine, adalete karşı duyulan genel güvenin zayıflaması yolsuzluğa karşı da duyarsızlığı geliştiriyor
Araştırmalar hukuğa, hukuk devletine güvenin zayıflamasının iddialara maruz kalan aday hakkındaki iddialara da güvenin azalmasına neden oluyor ve böylece “yolsuzluk” davası genel güven yitirmesi içerisinde inandırıcılığını kaybediyor.

Sonuç olarak yolsuzluk basit bir problem değil, doğrudan ve dolaylı olarak seçim dönemini derinden etkileyen karmaşık bir fenomendir. Araştırmacılar insanların yolsuzluk hakkında konuştuklarını ama aslında anlamı üzerinde tam da bir fikir birliğine varılmadığını düşünüyorlar. Sonuç olarak çizgilerini tam olarak çizemediğiniz ve içeriği üzerinde tam bir mutabakata varılamayan bir konu olması karmaşıklığını daha da artırıyor. Parlementer rejim sisteminde seçmenlerin yolsuzluk iddialarını Başkanlık Sisteminin geçerli olduğu ülke seçmenine göre çok önemsediğini, hatta yerel, bölgesel seçimlerde yolsuzluk skandalının genel seçimlere oranla daha da fazla önemsendiğini biliyoruz.
Bu nedenle, bu dönemden karlı veya az zararlı çıkmak isteyen siyasilerin veya siyasi partilerin de bu karmaşık süreci doğru yönetebilecek stratejileri doğru kurgulaması ve kampanyasına bu süreci doğru bir şekilde yansıtabilmesi gerekiyor.
Araştırma sonuçlarına göre yolsuzluk iddialarına karışan siyasetçi karşısında kazanabilmek için seçmenin dikkati çekilmeli, farkındalık yaratılmalı, çözüm üreten değerlendirmeler yapılmalı, sorumluluk alınmalı ve mutlaka doğru alternatif sunulması gerekiyor.

Araştırmalardan yararlanılan makaleler:
Ferraz, C., & Finan, F. (2008). Exposing corrupt politicians: the effects of Brazil’s publicly released 
audits on electoral outcomes. Quarterly Journal of Economics, 123(2), 703–745.
Peters, J., & Welch, S. (1980). The effects of charges of corruption on voting behavior in congres
sional elections. American Political Science Review, 74(3), 697–708.
Rivero, G. & Fernández-Vázquez, P. (2011). Las consecuencias electorales de los escándalos de corrupción municipal, 2003–2007.
Welch, S., & Hibbing, J. (1997). The effects of charges of corruption on voting behavior in congressional elections, 1982–1990. The Journal of Politics, 59(1), 226–239.
Persson, T., Tabellini, G., & Trebbi, F. (2003). Electoral rules and corruption. Journal of the European 
Economic Association, 1, 958–989.
Pharr, S. (1999). Are citizens lax or cynical?—corruption tolerance and one-party dominance. Paper prepared for the conference Political Corruption and Parties organised by Della Porta & Heidenheimer with the collaboration of the Robert Schuman Centre, European University Institute, Florence, 18–20
Pujas, V. (2006). Understanding the wave of scandals in contemporary Western Europe. In Garrard & 
Newell (Eds.), Scandals in past and contemporary politics (pp. 30–45). Manchester: Manchester 
University Press.
Rallings, C., & Thrasher, M. (2005). Not all ‘Second-order’ Contests are the same: turnout and party 
choice at the concurrent 2004 local and European parliament elections in England. British Journal of 
Politics and International Relations, 7, 584–597.
Redlawsk, D. P. & McCann, J. A. (2002). How voters see political corruption: Definitions and beliefs, 
causes and consequences. Paper prepared for delivery at the annual meeting of the Southwestern Political Science Association, New Orleans, LA, March 28–30, 2002. Available online: http:// www.rci.rutgers.edu/!redlawsk/papers/polcorruption.pdf.
Reed, S. R. (1999). Punishing corruption: The response of the Japanese electorate to scandals. In O. Feldman (Ed.), Political psychology in Japan. Commark: Nova.
Rennó, L. R. (2008). Rewarding the corrupt? Reelection and scandal involvement in the Brazilian 2006 legislative elections. Colombia Internacional, 68, 98–106.
McCann, J. A., & Domínguez, J. I. (1998). Mexicans react to electoral fraud and political corruption: an assessment of public opinion and voting behavior. Electoral Studies, 17, 483–503.
Pérez Díaz, V. (1996). España puesta a prueba. Madrid: Alianza.
Elena Costas-Pérez, Albert Solé-Ollé, Pilar Sorribas-Navarro. Corruption scandals, voter information, and accountability. European Journal of Political Economy 28 (2012) 469–484
Kunicova, J., & Rose-Ackerman, S. (2005). Electoral rules and constitutional structures as constraints on corruption. British Journal of Political Science, 35(4), 573–606.
Manzetti, L., & Wilson, C. (2007). Why do corrupt governments maintain public support? Compar- ative Political Studies, 40(8), 949–970.
Zechmeister, E. & Zizumbo-Colunga, D. (2012). The varying political toll of corruption in good 
versus bad economic times. Paper presented at the LASA conference.
Jiménez, F., & Caínzos, M. (2006). How far and why do corruption scandals cost votes? In J. Garrard 
& J. L. Newell (Eds.), Scandals in past and contemporary politics (pp. 194–212). Manchester: 
Manchester University Press
Chang, E. & Kerr, N. (2009). Do voters have different attitudes toward corruption? The sources and implications of popular perceptions and tolerance of political corruption. Paper delivered at the Annual Meeting of The American Political Science Association, Toronto, September 3–6.
Anduiza, E., Gallego, A. & Muñoz, J. (2012). Turning a blind eye: experimental evidence of partisan bias in attitudes towards corruption. Comparative Political Studies. doi:10.1177/0010414013489081. Published

Maravall, J. M., & Fraile, M. (2001). The politics of unemployment: The Spanish experience in comparative perspective. In N. G. Bermeo (Ed.), Unemployment in the new Europe (pp. 291–328). Cambridge: Cambridge University Press.

Rundquist, B., Storm, G., & Peters, J. (1977). Corrupt politicians and their electoral support: some 
experimental observations. American Political Science Review, 71, 954–963.